19 Mart'ın birinci yıl dönümünde Saraçhane'de tarihi miting: 'Biz bitti demeden bitmez!'
SİYASET, 18 Mart 2026 Çarşamba, 19:51CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğunun yıl dönümünde Saraçhane'de yapılacak büyük miting için yurttaşlar alanda seslerini yükseltiyor...
21.50 | CHP LİDERİ ÖZEL YURTTAŞLARA SESLENİYOR...
Özgür Çelik'in ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel kürsüde yerini aldı. Özgür Özel konuşmasına Adnan Yücel'den "Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek" şiirini okuyarak başladı. Özgür Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
"Bu yolda bize, size ömür biçenler oldu. 'Dayanamazlar' dediler. 'Dağılırlar' dediler. 'Vazgeçerler, teslim olurlar' dediler. Teslim olmayanlar burada. 'Bin kez budadılar körpe dallarımızı, bin kez kırdılar. Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kez korkuya boğdular zamanı. Bin kez ölümlediler. Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.' Değerli istanbullular, bugün her şeyin başladığı yerde, milletin evinde, Saraçhane'deyiz. Korkanların sığınağında değil, cesurların meydanındayız. Tam 365 sabah oldu, tam 365 akşam. 365 kez doğdu güneş, 365 kez battı. 'Bir Ekrem'i aldık, işi bitirdik, onları sindirdik' sanıyorlardı. İşte bir yıl sonra bir Ekrem'in yerine yüz binlerce Ekrem meydanda. Bir yıl önce bir iftar vaktiydi. Ekrem Başkan'ın 31 yıllık diplomasını iptal ettiler. Hem de diplomayı veren fakülte direndiği halde, dekan 'Olmaz' dediği halde, her sorulduğunda 'Diploma geçerli' dedikleri halde zorlayarak, bastırarak, dekanı istifa ettirerek, en nihayetinde İşletme Fakültesi'nden değil İstanbul Üniversitesi'nin yönetim kurulundan, yani işi diploma vermek, denklik vermek değil boya yapmak, ring seferlerini düzene koymak olan üniversite yönetim kurulundan diploma iptaline gittiler. İşte o gün artık hiç kimsenin, hiçbirimizin, hiç birinizin elindeki devletin verdiği hiçbir kağıdın bir önemi, bir kıymeti kalmadı. Ne tapu tapuydu artık, ne evlendirme cüzdanının bir anlamı vardı. Bankada parası olan da güvenemezdi, hisse senedi alan da. İşte o gün birileri bu devletin, bu devleti devlet yapan toplum sözleşmesinin, anayasanın altına dinamiti koydu. O gün devlete olan güveni boşa çıkarıp, milleti birilerinin elinde oyuncak etmeye çalıştılar. Hemen ardından sahur vaktinde kapısına yüzlerce polisle birlikte dayandılar. Yalanlarla, iftiralarla dolu bir kumpası başlattılar."
"O GÜN BİRLİKTE TARİHİ BİR DİRENİŞİN MEŞALESİNİ YAKTIK"
"İşte o gün Ekrem Başkan'ın kapısına gelenler onu Vatan Emniyet'e götürdüğünde eşi Dilek Hanım, evlatları ve yol arkadaşları dimdik ayaktaydı. O gün hep beraber buradaydık. O gün 'Ne olacaksa olacak ama bugün olacak' dedik. Biz darbenin hedefinde olan kişinin Ekrem Başkan, hedefinde olan eylemin partinin iktidara yürüyüşü, hedefinde olan mekanın Saraçhane olduğunu biliyorduk. Burayı savunmak için sizlere çağrı yaptık. Bunu duyar duymaz bir yasağı duyurdular. 'Üç kişi bir araya gelmeyecek, beş gün boyunca eylem, toplantı ve yürüyüş olmayacak ve herkes evinde oturacak' dediler. Yetmedi, metroları kapattılar. Otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. İşte o gün Vatan Emniyet'in önünde 4 bin Cumhuriyet Halk Partili ve Beyazıt Meydanı'nda İstanbul Üniversiteliler barikatla, bariyerle karşı karşıyaydılar. O gün Vatan'da ve Beyazıt'ta o bariyerleri yıkanlara, demokrasiye yürüyenlere, geleceğine sahip çıkanlara selam olsun, helal olsun. O gün bugündür geleceğine sahip çıkan İstanbul Üniversitesi'nin, Boğaziçi'nin, Yıldız Teknik'in, İTÜ'nün, İstanbul'daki tüm üniversitelerin ve tüm gençliğin önünde saygı ile eğiliyorum. O gün bu otobüsün üzerine çıktık ve sizden aldığımız güçle tarihi bir direnişin meşalesini yaktık. Hep birlikte yaptık. Tam yedi gece bu meydanda aynı otobüsün üstünden, aynı mikrofona konuşarak, hep beraber Türkiye'ye ve dünyaya 'Siz istediğiniz zaman bir şey bitmez. Biz bitmedi demeden bitmez. Biz buradayız, meydandayız, eylemdeyiz' dedik."
"99'UNCU EYLEMDE YİNE SARAÇHANE'DEYİZ"
"İlk gece tüm yasaklamalara rağmen buraya 110 bin kişi geldi. Bu hayat gelir geçer, bugün varız, yarın yokuz. Ama ahir ömrümde bana 'Bir madalyan var demokrasiye dair, bir madalyan var Cumhuriyet'e ve ülkenin geleceğine dair, Kime verirsin?' deseler, o madalyandan 110 bin tane isterim, geçen sene ilk gece burayı dolduran her birinize veririm. İlk gece 110 bin kişi, her gece artan bir kalabalık ve 23 Mart günü; ön seçimin günü, Ekrem İmamoğlu'nun 15,5 milyon kişinin oyuyla adaylaştığı, milletin Cumhurbaşkanı adayı olduğu gün bu meydanda 1,2 milyon kişiyle ne bu meydanı, bütün yarımadayı insanlar büyük bir azimle doldurdular. Drone gitti, gitti. Drone'nun menzili bitti ama bu kalabalığın sonu gelmedi. İşte o günden beri Cumhuriyet'in, demokrasinin hikayesi bu memlekette bitmedi. Bitmedi, bitmeyecek. Direnişimiz bununla sınırlı kalmadı. Saraçhane'den yakılan meşale tüm Türkiye'de gür alevlere dönüştü. Boğazı aştık, karşıya geçtik. Maltepe'de 2,2 milyon olduk. Sonrasında her çarşamba İstanbul'un bir ilçesinde ve her hafta sonu Anadolu'nun bir ilinde. Önce bu eylemlerle o illere gittik. Buranın, İstanbul'un selamını Anadolu'ya taşıdık. Buranın kıvılcımıyla orada kor alevler olduk. Bu eylemleri bir gün İstanbul'da, bir gün Anadolu'da bir yıl boyunca sürdürdük. Önce 'Bu eylemler bir aya biter' dediler. 'Yaz geldi, sıcakta kimseler kalmaz. Öğrenciler memlekete, İstanbullular tatile gider' dediler. Ama ne yazın, ne kışın; Antalya'da 45 derecede, Çankırı'da eksi dört derecede sizin yaktığını meşale yandı, yandı. Bütün Türkiye'yi sardı. Siz başardınız. Bir yılda elbette hep konuştuk. 'Soğukta olmaz', eyvallah. 'Sıcakta olmaz', elbette. Ama hep dedik ki 'Biz bir eyleme, bir mücadeleye yani kuru kuruya bir mitinge değil; bir mücadeleye çağırıyoruz insanları.' İşte 98'incisi geride kaldı, bu akşam 99'uncu eylemde hep birlikte yeniden Saraçhane'deyiz. Hep birlikteyiz."
"Bu mikrofon tam 112 saat boyunca elimde. Tam 4,5 gün durmadan, duraksamadan ben konuştum, siz dinlediniz. Dünyanın çevresi 40 bin kilometre, bu otobüs 1 yılda yaptı 105 bin kilometre. Sizlerden aldığımız güçle, yol arkadaşlarımızla hiç durmadan, koşarak çalıştık. Tabii ki ne bu otobüs kendi başına gider, ne bu mücadele bir başına sürer. Direksiyonundaki şoföründen ses teknisyenine, personeline. Bir yıldır evlerinden daha çok bu otobüste yatanlara, emek verenlere, kameramanından fotoğrafçısına, tercümanından drone kullananan helal olsun tüm emekçi kardeşlerime.
İşte şimdi İstanbul'a geldik. 99'uncu eylemde 'bekle' dediğimiz İstanbul bir kez daha bizi bekledi. Ama evde beklemedi. Geleceğine sahip çıkmak için, ülkesine sahip çıkmak için hep birlikte yine birlikteyiz, yine meydandayız, yine eylemdeyiz, yine ayaktayız. Ve bugün Çanakkale Deniz Zaferi'nin tam 111'nci yıl dönümü. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, tüm şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle anıyoruz, rahmetle anıyoruz.
"100'ÜNCÜ EYLEME ÇANAKKALE'YE BEKLİYORUZ"
Değerli İstanbullular 'Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür' derler. Tazeleyelim hafızaları. Her şey Kasım 2023'te başladı. Birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkan partimiz; umutlar yerlerdeyken, başlar yerdeyken, moraller bozukken, gençlerin 'Ayağa kalkalım' demesiyle, genç ve kadın kadrolarıyla yeniden ayağa kalkarak büyük bir değişimi gerçekleştirmeyi başardı. Ve bundan sadece dört ay sonra girilen seçimlerde AK Parti, tarihinde ilk kez yenildi. Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra Türkiye'nin birinci partisi oldu. Ve bu zaferi ne kendimize ne tek başına partimize saydık. Bunu demokratların başarısı, bunu yan yana duranların, birlikte olanların başarısı olarak gördük. Erdoğan bu gidişi kendi deyimiyle durduramayacağını biliyordu. Bu yüzden o ne partisine, ne partisinin gençlik kollarına, kadın kollarına güveniyordu. Onun için olmayacak bir işe kalkıştı. Bir siyasetçiyi, geçmişte mahkeme mahkeme gezdirdiği, adaleti katlettirdiği, sonra ödüllendirip Bakan Yardımcısı yaptığı birisini, bu sefer İstanbul'a başsavcı olarak gönderdi. O kullanışlı aparat hemen göreve başladı. Bu ismin kurduğu çete ise her türlü kirli işe bulaşan bir AK Toroslar çetesine dönüştü. Bir darbe planı adım adım işledi. Önce 30 Ekim'de Esenyurt Belediye Başkanımız Sevgili Ahmet Özer alındı. Türkiye'nin en büyük ilçesine kayyım atandı. Ahmet Özer tam 377 gün hapis yattı, alnının akıyla çıktı. Ardından Beşiktaş, Beykoz operasyonları yapıldı. 18 Mart'ta Ekrem Başkan'ın 31 yıllık diploması iptal edildi. 19 Mart'ta ülkeye sivil bir darbe yapılmaya, bir darbe girişimine kalkışmaya çalışıldı. Milletin seçtiği belediye başkanları, bürokratlar, Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı. Tam 365 gündür o darbe sürüyor. Millet darbeye karşı 365 gündür direniyor."
Değerli İstanbullular, 19 Mart devlet ve millet arasındaki sözleşmeyi yırtma girişimidir. 19 Mart, bu ülkeyi kim yöneteceğine millet karar vermesin diye yapılmıştır. Millet vergisini versin, askere gitsin, trafik cezası ödesin ama kendi iradesiyle iktidarı değiştiremezsin diye yapılmıştır. Bizim, sizin bir yıldır verdiğimiz mücadele bir mevzi olarak parti mücadelesi değildir. Bir cephe olarak demokrasi mücadelesidir. Bunun önemini, kıymetini kısaca şöyle hatırlatabiliriz. Biz demokratlar sandığın önemini biliyoruz. 99 eylemden sonra duracak mısın diyenlere, durmayacağız diyoruz. 100. eyleme Çanakkale'ye bekliyoruz.
"BU MÜCADELEYİ DALGA DALGA BÜYÜTECEĞİZ"
İşte bu darbeyi püskürtmek tüm demokratların görevidir. Mühür kimdeyse Süleyman odur. Bizim mücadelemiz bir avuç insanın Süleyman olmaması içindir. Bizim mücadelemiz mührün hükmü millette kalsın mücadelesidir. Bu mücadeleyi dalga dalga büyüteceğiz.
"Bakın duruşmalarda canlı yayın isteyecek kadar kendimize, arkadaşlarımıza güveniyoruz. Ama onlar duruşma salonlarını bile boşaltacak kadar korkuyorlar. Artık bu darbeyi sürdürmek millete ihanettir. Buradan Erdoğan'a sesleniyorum. Tarihe uzun yıllar başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapan biri olarak geçebilirdi. Ama bir darbeye kalkıştı, ısrar ettin, tarihe bir darbeci olarak, cumhurbaşkanı değil cunta başkanı olarak geçeceksin. Sevgili İstanbullular, küçük turpun dün bir basın toplantısı yaptık ve küçük turp'un marifetlerini anlatmaya başladık. İzlediniz mi? Biliyor musunuz? Turpun büyüğü belli küçüğü 1:50. Onu da biliyor musunuz? İşte o her darbede, her kumpas'ta aparat olanlar kısa süreli de olsa bazen menfaat elde edebilirler. Makam ve mevki elde edebilirler. Ama milletin vicdanını bunları unutmaz. Gerçekler teker teker ortaya çıkar. 19 yıl devlet memurluğu yapmış, en yüksek maaştan ömür boyunca bir kibrit kutusu bile almamış, bir bardak su bile içmemiş olsa bütün maaşlarına biriktirse 45 milyon TL edecek birisinin üzerinden 452 milyon liralık taşınmazlar, daireler, arsalar çıktı. Belgelerin altında ezildi. Hiç birisine yanıt veremedi. Bugün bir ekran görüntüsüyle tapu kayıtlarının bazı illerine filtre diyerek, dört evim var diye gösterdi. 1.04 tane evin üçünü yeni alındığında ilişkin ikonlar yanında duruyordu. Bunları yanıtlamak yerine dün 12 Taşınma söyledim. Yedisinin idiği numaralarını verdim. Bu yayın bitince bütün basını on ikisinin de ID numaralarını geçeceğiz. Diğer beş tanesi de geldi. Bu ID numarası sisteme girince o taşınmazdaki o işlemi gösteriyor. ID numarası doğru değil diyemiyor. Ben bunu satın almadım, sonra satmadım diyemiyor. Sadece ben de dört tane var diyor. Bakın şimdi buradan kendisine sesleniyorum. Bugün ekranda görünmeyen, dün açıkladı Avcılar Ispartakule bizim evler projesinde 2024'ün yedinci ayında evrak bildirimi yapmışsın. Bizzat evrak emlak vergisini yatırmışsın. Ayrıca yine ablasına geçiyorum dün söylediğimiz mesai İstanbul evlerinde bugün bende yok diyorsun. İyi ki 3 milyon her ay 2 milyon taksit ödediğin ödeme çizelgesini, belgesini, masanın resmi evrakı olarak basınla paylaşıyorum. Buradan açıkça Erdoğan'a sesleniyorum. Kirli aparatın mal varlığı açıklansın. Açıkladigim ID numaralarını sisteme girin ve ona ait olmadığını gösterin. Devlet elinizde yapamıyorsunuz. İki e-Devlette bütün taşınmazları dökün. Mal beyanını Türk Lirası, döviz, altın cinsinden verdiği mal beyanını açıklayın. İki aydır elindeki taşınmazları satanın karşılığında aldığı paraları bu milletin bilmeye hakkı var. Bir darbeye kalkışcaksınız, alıp bu insanları iftiraya zorlayacaksınız, iftira atarsan çıkar çocuğa kavuşursun diyeceksiniz, malına Çöktüüğünde şu kadar vereceksin diye avukat yollayacaksınız, ondan sonra da hiç çekinmeden pişkin pişkin oturup orada duracaksınız. Bu millet tüy bitmemiş yetimin hakkını size yedirmez. Yedirmeyeceğiz. Peşin bırakacağız."

Özgür Özel'in Mesa Evlerinde bir dairenin ödeme çizelgesine ilişkin açıkladığı o belge... Özel konuşmasının ardından basınla Gürlek'e ait olduğunu söylediği tapuların ID numaralarını paylaştı.
"KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA"
"Bir büyük acının yıldönümünde, bir büyük ayıbın yıldönümünde, bir muhteşem direnişin 365'nci gününde, bu soğukta, bu ayazda buraya geldiniz, burada beklediniz. Şimdi buradan hep beraber 111'nci yıldönümünde Çanakkale Zaferi'ni ve 'Savaş kaçınılmaz değilse cinayettir' diyen, hem tarihin gördüğü en büyük askeri, hem de tarihin gördüğü en büyük devlet ve barış adamını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü selamlıyoruz. Buradan Filistin'i, Bülent Ecevit'in Yaser Arafat'ı selamladığı gibi, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadelesi gibi selamlarken buradan Amerikan emperyalizmine meydan okuyoruz. Kahrolsun Amerikan emperyalizmi. Hep beraber barış istiyoruz, kardeşlik istiyoruz ve yarınlara hep birlikte yürümek istiyoruz. Yeni bir dünya kuracağız, yağmurlarda yıkanıp güneşte kuruyacağız. Göklerle dost, yıldızlarla kardeş olacağız. Dökülürken dünyamıza ayın ışıkları, tutup kollarından bulutları hep beraber halaya duracağız. Tüm Türkiye'de bir söz veriyorum ve onu tekrarlamak istiyorum. Seçim olacak ya bir pazar er ya da geç bir pazar, o pazar günü o seçimi kazanacağız. O pazar günü partimizi iktidar, Ekrem Başkan'ı Cumhurbaşkanı yapacağız. O pazartesi günü akşam yeniden Saraçhane'de toplanacağız ve Bozdoğan Kemeri'nin önünde öğrencisiyle, polisiyle, işçisiyle, emekçisiyle, emeklisiyle, esnafıyla, eşrafıyla, omuz omuza halaya duracağız. Var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? Şunu bilelim. Öğrenci kurtulmadan polis kurtulmaz. Tutsak kurtulmadan infaz koruma memuru kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Köylü kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz."
"BİR AN ÖNCE SEÇİM OLSUN, TÜRKİYE'DE HER GÜN BAYRAM OLSUN"
"Bu soğukta, bu zorlukta buraya koşanlara, gelenlere, sahip çıkanlara, birlikte olanlara helal olsun, selam olsun. Birazdan maça çıkıp çok büyük bir başarıyla Türkiye'yi ayağa kaldıracak olan Galatasaray'ımıza başarılar diliyoruz. Ekrem Başkan'a ve arkadaşlara sabır, gayret diliyoruz. En sonunda biz kazanacağız. Bugün buradan hep birlikte ayrılıyoruz. Görev yapan emniyet güçlerine teşekkür ediyoruz. En ufak bir sorun yaşamadan meydanı boşaltıyoruz. Hep birlikte iktidara yürümeye var mısınız? Birlikte yürüyecek miyiz? O zaman hepimizin yolu açık olsun. Hepinizin yolu açık olsun. Güle güle gidin, iyi bayramlar olsun. Bir an önce seçim olsun, Türkiye'de her gün bayram olsun. Yürüyelim arkadaşlar."
Tutuklu Ekrem İmamoğlu'nun mektubunu CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik okudu.
İmamoğlu'nun mektubu öncesi yurttaşlara seslenen Çelik, "Geçen hafta Silivri'de boş tarlaların üzerinde dron uçurarak alan boş algısı yapmaya çalıştılar. O gün dedim Saraçhane'ye 18 Mart'ta dronlarınızı getirin gelin görün millet iradesine nasıl sahipo çıkıyor. İyi dinleyin bu meydanın sesini, bu meydanda yılgınlık yok, korku yok, umutsuzluk yok. O sandık illa gelecek, bu millet hesabını bir kere daha soracak. Adaletin mücadelesini verenler kazanacak. Korku duvarlarını aşarak gelen gençler kazanacak. Kadınlar kazanacak. İşçiler kazanacak. Hak kazanacak. Halk kazanacak" ifadelerini kullandı.
İmamoğlu'nun mektubunda ise şu ifadeler yer aldı:
Merhaba Saraçhane, merhaba dünyanın en güzel şehri, canım İstanbul. Silivri Zindanı'ndan milletin evi Saraçhane'ye yürek dolusu bir merhaba... Kıymetli İstanbullular; benim onurlu, yiğit, güzel yürekli hemşerilerim, sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hasretle kucaklıyorum. Bu mübarek ayın sonuna gelirken, Ramazan Bayramınızı kutluyor, ülkemize adalet, bereket ve huzur getirmesini diliyorum. Sevgili kardeşlerim; 1 yıldır büyük bir adalet ve demokrasi mücadelesi veriyorsunuz. Cumhuriyet'in vatandaşa sağladığı tüm hak ve hürriyetlere göz dikmiş, millet iradesini hiçe sayan bir avuç insana karşı hukuku ve demokrasiyi, milli iradenin onurunu savunuyorsunuz. Yüz yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne dediyse, bugün siz de aynısını söylüyorsunuz: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Sizlerle gurur duyuyorum. Her birinize yürekten teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun."
"ATEŞ GİBİ GENÇLERİMİZ VAR"
"Her türlü zulme rağmen, bizim içimiz umut ve iyilik dolu, sevgi ve hoşgörü dolu; ülkeyi yoksulluğa, adaletsizliğe, umutsuzluğa sürükleyenlerin ise akıllarını kötülük, yüreklerini korku sarmış. Serbest ve adil şartlarda bir daha asla seçim kazanamayacaklarını biliyorlar. Çeyrek asırdır kendilerine verilen bütün kredileri tüketenler tükettiler. Bir daha asla milletin gönlüne giremeyeceklerini biliyorlar. O yüzden, siyasi rakiplerini yargı eliyle saf dışı etmek, milli iradeyi baskı altına almak için zalimleştikçe zalimleşiyorlar. Zalimin zulmü varsa, bizim de aslan gibi yüreğimiz, dağ gibi dimdik, eğilmez başımız, seçimlerde bükemedikleri bileğimiz var. Demokrasinin ve aydınlık geleceğimizin önüne dikilmek istenen tüm barikatları yıkıp geçen, ateş gibi gençlerimiz var. Zalimin zulmü varsa, bizim de darbeye karşı, milletin evi Saraçhane'ye, aziz bir emaneti korur gibi sahip çıkan milyonlarca hemşerimiz var. Zalimin zulmü varsa, adalete susamış milletimizin de engin vicdanı, haysiyeti ve feraseti var."
"HER İKTİDAR, MİLLETTEN ALDIĞI YETKİYİ MİLLETE TESLİM ETMEYE MECBURDUR"
"Bu ülkede her iktidar, milletten aldığı yetkiyi millete teslim etmeye mecburdur. Hükümetler gelir geçer, milletin hükmü baki kalır. Silivri Zindanı'nda kurulmuş, özel maksatlı bir mahkeme ile tarihin akışını tersine çeviremezsiniz. Gözlerden uzak tutulmaya, milletten gizlenmeye çalışılan bir yargılamayla, milletin egemenlik hakkını tutsak edemezsiniz. 'Silivri Zindan Mahkemesi', millet adına karar verme sorumluluğuyla kurulmuş, adaletin tecelli edeceği bir yer değildir. 'Silivri Zindan Mahkemesi', serbest ve adil seçimlerden ölesiye korkan, siyasi rakibini yok etmek için yargının arkasına sığınmış bir kötü aklın eseridir. Orada yürümekte olan dava, ülkemize zarar veren, geleceğimizi riske atan bir büyük siyasi hırsı gizlemek için dikilmiş bir kılıftır. Her tarafı dökülen, dikiş tutmayan, bu sözde hukuki kılıfla hiçbir kötülüğü örtemezsiniz."
"HESAPLARI MİLLETTEN DÖNDÜ"
"Bu davanın amacı; gerçeği aramak, adaleti sağlamak değil, seçim yenilgisinden kaçma telaşıdır. Ancak, böyle davalarda hükmü millet verir. Böyle davalarda son sözü millet sandıkta söyler. 19 Mart 2025 günü bir zafer kazandıklarını, koltuklarını nihayet sağlama aldıklarını zannedenler, bugün daha da büyük bir korku ve çaresizlik içindeler. Çünkü hesapları milletten döndü. Millet bu kötülüğü, bu adaletsizliği kabullenmedi. Şimdi aziz milletimiz, son sözü söylemek için gününü bekliyor. O gün gelecek ve millet ne derse o olacak. Bu ülkeyi her türlü kötülükten, her nevi badireden yine milletin azim ve kararı kurtaracak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı."
21.10 | MANSUR YAVAŞ: HAKSIZLIKLAR, HUKUKSUZLUKLAR AYNEN DEVAM EDİYOR.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da kürsüye çıkarak yurttaşlara seslendi. Yavaş'ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle oldu:
"İradenizin gasp edildiği bir yıl öncesinden bugüne kadar değişen hiçbir şey yok. Haksızlıklar, hukuksuzluklar aynen devam ediyor. Bizler belediye başkanı olarak Ankara halkı beni, İstanbul halkı Ekrem Başkanı seçti. Bizler doya doya hizmet etmek istiyoruz...Ama bunu engelliyorlar.
Kamu zararları söz konusuysa, kasalarından kilolarca altın çıkanlar ifadeye bile çağrılmıyor. Bu nasıl hukuk! Ben diyorum ki Gökçek ve ailesi yargılanmadan hiç kimseyi yargılayamazsınız!
Bizler belediye başkanları olarak bu hukuksuzlukları gördükçe daha çok çalışıyoruz. İnşallah yapılacak en erken seçimde Türkiye'deki iktidar değişecek ve bundan sonra gerçek hukukun üstünlüğü olan, herkese adil olan, kimsenin yargılamaktan korkmadığı, yargılanırken de emin olduğu sistemi mutlaka getireceğiz.
20.50 | DİLEK İMAMOĞLU: KEŞKE BUGÜN AYRILIĞI DEĞİL, KAVUŞMAYI KONUŞUYOR OLSAYDIK
Dilek İmamoğlu kürsüye çıkarak halka seslendi. Dilek İmamoğlu'nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
"Keşke bugün burada güzel bir vesile ile toplanmış olsaydık. Bugün adaletsizliği değil, adaletin yerini bulduğunu konuşuyor olsaydık. Keşke bugün ayrılığı değil, kavuşmayı konuşuyor olsaydık. Keşke bugün baskıyı değil, umut dolu bir geleceği konuşuyor olsaydık. Ama gündemimiz adaletsizliktir, baskıdır, hukuksuzluğun toplumun üzerindeki ağırlığıdır. Bugün burada yalnızca bir eş bir anne olarak bulunmuyorum. Bugün burada haksızlığa uğrayanların, sesi bastırılmak istenenlerin, adalet duygusu örselenmiş milyonların sesi olarak bulunuyorum. Çünkü yaşadığımız süreç gerçek bir hukuki süreç değildir! 1 yıldır çok ağır bir sınavdan geçiyoruz, bekliyoruz, sabrediyoruz... Umutla hasretle ayakta duruyoruz!"
20.30 | ARZU ÇERKEZOĞLU: SEÇİLMİŞLERİ SERBEST BIRAKIN
Kürsüden yurttaşlara seslenen DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, "Bugün bir kez daha haklarımız için buradayız. İstiyorlar ki, işçiler sesini çıkarmasın verilenle yetinsin. Emekliler itiraz etmesin. Pazar artıklarıyla ölümü beklesin istiyorlar. İstiyorlar ki o barikatları yıkıp gelen gençler bu ülkede hayal kurmasın. İstiyorlar ki eşitlik demesin, adalet, özgürlük demesin! Seçme ve seçilme hakkımızı elimizden alanlar bizim hak arama özgürlüğümüzü elimizden almaya çalışıyorlar, 'hayır' deme hakkımızı da elimizden almaya çalışıyorlar. Buna izin verecek miyiz! Buradan bir kez daha sesleniyoruz. Seçilmişleri serbest bırakın!" dedi.
20.15 | ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ KÜRSÜDEN SESLENDİ: BAŞARAMAYACAKSINIZ
Kürsüye daha sonra yine öğrencileri temsilen İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu Selinay Uzuntelli çıktı. Uzuntelli burada yaptığı konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
"Şu an arkadaşlarım 19 Mart'ta olduğu gibi esnaf yemekhanesi önünde buluşup önce Beyazıt ana kapıya, oradan da buraya yönelmiş durumdalar. Yoldalar, buraya geliyorlar. Selam olsun 19 Mart'ı yaratanlara! Selam olsun cesaret fişeğini çakanlara! Ve bugün de aynı iradeyi gösterenlere... Selam olsun meydanları dolduran milyonlara!
Bir yıl önce, bugün, burada önce bir diploma iptaline, esasında ise geleceğimizi çalanlara karşı ayağa kalkmıştık. Karşımızda duran o barikatları yıkıp geçmiştik ve işte o an sadece o barikatları değil, bu memleketteki tüm korku duvarlarını da yerle bir ettik. Binlerce öğrenci Beyazıt'tan Saraçhane'ye aktık, geldik. On binler olduk, yüz binler olduk ve hep birlikte haykırdık: "Hükümet istifa!" dedik. Eşit, özgür, demokratik bir ülke, insanca bir yaşam istiyoruz dedik.
Peki, bugün taleplerimiz değişti mi? Üniversite öğrencileri çalışmadan okuyabiliyor mu? Barınabiliyor mu? İnsanca yaşayabiliyor mu? Siyasi tutsaklar serbest kaldı mı? Kayyumlar geri çekildi mi? Hayır, bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Kampüslerde adeta OHAL uygulanıyor. Kampüslerde polis var, YÖK var, soruşturmalar var. Kulüpler kapatılıyor, topluluklar dağıtılıyor. Bir yıl geçti ama bizleri hala cezalandırmaya çalışıyorlar. Hacettepe'de sıra arkadaşlarımıza 3 yıla kadar uzaklaştırma isteniyor. Kocaeli'nde arkadaşlarımız yurtlarından atılıyor. İzmir'de arkadaşlarımız aylar sonra 19 Mart davasından tutuklanıyor.
Ve bu tablo sadece üniversitelerle sınırlı değil. Bugün liseliler MESEM programıyla patronlara ucuz iş gücü yapılıyor. 14-15 yaşındaki çocuklar iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor.
Bizler yoksulluğa mahkum edilirken, emperyalistlerin savaşları için kaynak bol; geleceğimizden çalınan para silahlara aktarılıyor. Tüm bu baskılara karşı itiraz edenler yargı sopasıyla susturulmak isteniyor. İşçinin, kopan kolunun hesabını sorduğu için sendikacı Mehmet Türkmen gibi tutuklanıyor.
Tüm bu saldırılar, ülkenin dört bir yanında bir araya gelen, itiraz eden her kesime yöneliyor. Çünkü korkuyorlar! Çünkü biliyorlar; biz örgütlenirsek bu düzen yıkılır! Mücadelemiz birleşirse bu düzen değişir! Bizi bölmek, yalnızlaştırmak, susturmak istemelerinin sebebi işte tam da bu.
Ama buradan bir yıl sonra bir kez daha söylüyoruz: Başaramayacaksınız! Biz 19 Mart'ta örgütlenmeyi öğrendik. Birlikte karar almayı öğrendik. Birlikte mücadele etmeyi ve dayanışmayı öğrendik. Bulunduğumuz her alanı direniş alanına çevirmeyi öğrendik.
Ve bunu yalnız yapmayacağız. Nasıl ki tüm bu saldırılar kadınları, işçileri ve gençleri aynı hedef tahtasına koyuyorsa, o zaman bu mücadelede işçilerin, emekçilerin, kadınların ve gençlerin ortak mücadelesi olacak. Bizleri soruşturmalarla, gözaltılarla, tutuklamalarla korkutmak isteyenler şunu bilsin: Ne biz susacağız, ne bu mücadele duracak, ne de bu ses kısılacak!"
20.10 | "ŞİMDİ GÜCÜMÜZÜ GELİŞTİRME ZAMANIDIR"
Mitingde ilk olarak kürsüye çıkan Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi Gilda Silifkeli konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
"Bugün saray rejimi yağma, rant ve savaş politikasıyla halkı sefalete, işçinin emeğine çökmeye ve gençliğini geleceksiz bırakmaya devam etmektedir. 19 Mart direnişinin arka planındaki sebepler bunlardır. Tüm bunlara karşılık binlerce genç, kadın, işçi ve emekçi "Biz böyle yaşamak istemiyoruz" isyanını kuşanarak sesimizi hep beraber yükselttik.
Fakat 19 Mart direnişinin üstünden bir yıl geçmesine rağmen bugün hala işçi sınıfının emeğinin üstüne çökülüyor, ölesiye çalıştırılıyor. Bizden çalınanlarla savaş finanse ediliyor ve bu düzene karşı çıkan öğrenci gençlik soruşturmalarla, uzaklaştırmalarla, gözaltılarla ve tutuklamalarla sindirilmeye çalışılıyor.
Biz öğrenciler ne uzaklaştırmalarla, ne gözaltılarla, ne de ajanlaştırma politikalarıyla bu mücadeleden vazgeçeriz! Biz öğrenciler tüm bu baskılara karşı yılmadığımızı, saray rejiminin korkutma politikalarına teslim olmadığımızı sokağa çıktığımız barikatta, Beyazıt'ta gösterdik.
Bugün saray rejimi üniversitelerde kampüsleri öğrencisizleştirmeye çalışıyor, ortak alanlarımızı ele geçirmeye, işgal etmeye devam ediyor. Bunun sebebi 19 Mart'tan kalan mücadeleyi kampüslerde öldürmeye çalışmalarıdır. Ancak bugün 19 Mart'ın hayaleti kampüslerde dolaşmaya devam etmektedir.
Boğaziçi Üniversitesi'nde kulüp odalarına sahip çıkmak için okulun ilk günü barikatlara karşı savaşan Boğaziçi öğrencilerinde, Hacettepe'de aldıkları uzaklaştırmalardan sonra eğitim hakları için nöbet tutan öğrencilerde vücut bulmuştur 19 Mart isyanı.
Bugün artık gücümüz kenetlenmekten, örgütlü mücadeleden gelmektedir ve öğrenciler bunun bilincine varmıştır. Hedefimiz taleplerimizi netleştirmek ve bu mücadeleyi genişletmektir. Öğrenci gençliğin görevi her alandaki direnişi büyütmek ve dayanışmayı güçlendirmek olmalıdır. Çünkü öğrenci hareketleri her zaman kitlesel hareketlerin kıvılcımını yakan ilk adım olmuştur.
Bu direnişte öğrencilerin safı, insanca bir yaşam mücadelesi veren işçi sınıfının, kendi sınıfının yanıdır. Üniversitelerde özgür ve bilimsel eğitim için, emperyalist savaşın bir makinesine çevrilmemek için mücadele vermek, işçi sınıfının bizim sınıfımız olduğu bilinciyle hareket edebilmek için bugün çözüm örgütlenmek, örgütlü bir mücadeleyi sürdürmektir.
Barikatı aşan öğrenciler, 1 Mayıs'ta Taksim iradesini gösteren öğrenciler ve gençlik bugün hala buradadır. Saraydan gelen tüm bu saldırıları püskürtecek olan, bize kazandıracak olan şey yine bu örgütlü mücadeledir. Yan yana geldikçe güçlüyüz, ne kadar örgütlüysek o kadar kararlıyız. Şimdi yan yana gelişlerimizi, örgütlülüğümüzü ve gücümüzü geliştirme zamanıdır. Bu sene bizi 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkaracak güç de budur!"
19.30 | KİTLE ALANA AKIN EDİYOR...
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğunun yıl dönümünde Saraçhane'de yapılacak büyük miting için yurttaşlar alanda toplanmaya başladı.
Çevre iller ve ilçelerden katılımın gerçekleştiği büyük miting programı başlamadan Saraçhane ve çevresinde hareketlilik dikkat çekti, kalabalığın da giderek arttığı gözlemlendi.
Parti yönetimi ve il örgütleri, günlerdir yaptıkları çağrılarla yurttaşları Saraçhane'ye davet etmişti.
Sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlarda da katılımın yüksek olacağına dair mesajlar öne çıkmıştı. Parti yönetimi, mitingin "demokrasi ve adalet" vurgusuyla yapılacağını duyurmuştu.
Öte yandan üniversite öğrencileri de Beyazıt Meydanı'nda bir araya geldi, üniversiteliler burada basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamanın ardından öğrenciler de Saraçhane'ye doğru hareket etti.
SİYASET 18 Mart 2026 Çarşamba, 19:51
Yorumlar
Öne Çıkanlar
Diğer Haberler
Bursa'da YHT bağlantı yolları için acele kamulaştırma kararı
Resmi Gazete'de yayımlanan 19 Mart tarihli...
Türk şoför ABD-İsrail saldırısında hayatını kaybetmişti: İran Dışişleri Bakanı Arakçi'den Türkçe ...
ABD-İsrail saldırılarında ölen Türk şoför...
Resmi Gazete'de yayımlandı: Bursa dahil 12 hakim ve savcının görev yeri değişti
Hakim ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından...
Adalet Bakanlığı'nda çok sayıda genel müdür görevden alındı
Adalet Bakanlığı bünyesindeki genel müdürlükler...
Şanlıurfa'da silahlı saldırı: 1 kişi öldü
Şanlıurfa'da yüzlerini kar maskesiyle kapatan...