Bursa Barosu, Halk TV'ye kayyım atanmasına, kanal binasına polis eşliğinde girilmesine ve canlı yayın akışının durdurulmasına tepki gösterdi. Baro, basın özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına yönelik müdahalelerin sona erdirilmesini, kayyım kararının kaldırılmasını talep etti.
Bursa Barosu'ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:"Demokratik devlet, yurttaşların yalnızca sandığa gidebildiği değil; özgürce düşünebildiği, düşüncelerini korkmadan açıklayabildiği, iktidarı eleştirebildiği ve farklı haber kaynaklarına ulaşabildiği devlettir. Hukuk devleti ise kamu gücünün hukukla sınırlandığı, temel hakların siyasal iktidarın tercihine bırakılmadığı ve yargının hak ve özgürlüklerin güvencesi olduğu düzendir. Eleştirel seslerin susturulduğu, haberin denetim altına alındığı, yargı ve kolluk gücüyle basına yön verildiği bir yönetim anlayışı, demokratik hukuk devletiyle bağdaşmaz.
Düşünce ve ifade özgürlüğü, yalnızca iktidarın hoşuna giden sözleri söyleme özgürlüğü değildir. İktidarı rahatsız eden görüşler, kamu gücünü sorgulayan eleştiriler ve toplumun öğrenmesinde yarar bulunan haberler de bu özgürlüğün koruması altındadır. Yurttaşların hangi düşüncelerle karşılaşacağına, hangi haberleri izleyeceğine ve hangi gerçekleri öğreneceğine kamu gücünü elinde tutanlar karar veremez. Devletin görevi, kendisini eleştirenleri susturmak değil, onların özgürce konuşabilmesini güvence altına almaktır.
Bu nedenle Halk TV'ye kayyım atanmasını, kanal binasına polis eşliğinde girilmesini ve canlı yayın akışının durdurulmasını Bursa Barosu olarak şiddetle kınıyoruz. Bir yayın kuruluşunun yönetimine el konulmasıyla birlikte habercilik faaliyetinin engellenmesi; basın özgürlüğüne, düşünce ve ifade özgürlüğüne, toplumun haber alma hakkına ve demokratik kamuoyunun oluşmasına yönelen ağır bir müdahaledir.
Anayasa'nın 28. maddesi açıktır: "Basın hürdür, sansür edilemez." Devlete verilen görev, basın ve haber alma özgürlüklerini sağlayacak tedbirleri almaktır. Kamu gücünü kullananların bu yükümlülüğü tersine çevirerek yayınları durdurması, gazetecileri baskı altına alması ve haber kaynaklarını denetim altına alması kabul edilemez. Anayasa, iktidara basını hizaya sokma yetkisi vermemektedir.
Hiçbir kişi veya kuruluş hukukun üzerinde değildir. Ancak bir soruşturmanın varlığı da kamu makamlarına sınırsız müdahale yetkisi vermez. Suç isnatları somut delillerle, kişisel ceza sorumluluğu ve masumiyet karinesi gözetilerek araştırılmalıdır. Bir şirketin sahibi ya da yöneticileri hakkındaki iddialar; gazetecilerin susturulmasının, yayın politikasının kamu gücüyle belirlenmesinin ve milyonlarca yurttaşın haber alma hakkının engellenmesinin gerekçesi yapılamaz. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, bir soruşturma üzerinden bütün bir yayın kuruluşunun ve izleyici kitlesinin cezalandırılmasına izin vermez.
Ceza soruşturması, bir televizyon kanalını susturmanın aracına dönüştürülemez. Kayyım yetkisi, editoryal bağımsızlığı ortadan kaldırmanın kılıfı olamaz. Yargı, siyasal iktidarın eleştiriden korunması için kullanılan bir baskı aracına dönüştürülemez.
Bir işlemin yargı kararına dayanması, o işlemi kendiliğinden Anayasa'ya ve temel haklara uygun hâle getirmez. Yargı kararları da hukuki denetime tabidir; gereklilik ve ölçülülük ilkelerine uygun olmak zorundadır. Hukuk devletinde yargının görevi, kamu gücünün sınırlarını kaldırmak değil, bu sınırların aşılmasını önlemektir. Temel hakları koruması gereken mekanizmaların onları etkisizleştirecek biçimde işletilmesi, hukuk devletinin güvencelerini içeriden aşındırır.
Özgür basın, kamu gücünü denetler; gizlenenleri araştırır, sorulamayan soruları sorar ve duyulmak istenmeyen sesleri topluma ulaştırır. Bu nedenle basına yönelen baskı yalnızca gazetecilere yönelik değildir. Her yurttaşın gerçeği öğrenme, kendi kanaatini oluşturma ve ülkenin yönetimi hakkında özgürce karar verme hakkına yöneliktir. Haber kaynaklarını susturarak halkın iradesini özgür bırakamazsınız. Eleştiriyi bastırarak demokratik meşruiyet sağlayamazsınız.
Gazetecilerin görevlerini korku altında yaptığı, yayın kuruluşlarının kayyım tehdidiyle çalıştığı ve yurttaşların farklı haber kaynaklarına erişiminin engellendiği bir ortamda demokratik tartışma zemini ortadan kalkar. Tek sesliliğin kamu gücüyle dayatılması, çoğulcu demokrasiye açıkça aykırıdır. İktidarın duymak istemediği sözlerin söylenebilmesi, görmek istemediği gerçeklerin gösterilebilmesi demokrasinin temel ölçütüdür.
Bursa Barosu olarak; Halk TV'nin habercilik faaliyetini ve editoryal bağımsızlığını engelleyen müdahalelerin derhâl sona erdirilmesini, kayyım kararının temel haklar üzerindeki sonuçları gözetilerek ivedilikle yargısal denetime tabi tutulmasını ve kaldırılmasını talep ediyoruz. Gazetecilerin mesleki faaliyetlerini özgürce yürütme hakkı, çalışanların güvenceleri ve halkın haber alma özgürlüğü eksiksiz korunmalıdır.
Basın özgürlüğü iktidarın lütfu değildir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, kamu makamlarının izin verdiği ölçüde kullanılabilecek bir hak değildir. Halkın haber alma hakkı kayyıma devredilemez.
Ekranları karartabilirsiniz ama gerçekleri ortadan kaldıramazsınız. Bir yayını durdurabilirsiniz ama halkın gerçeği öğrenme hakkını ortadan kaldıramazsınız.
Halk TV çalışanlarıyla ve özgür gazetecilik için mücadele eden bütün basın emekçileriyle dayanışma içinde; demokratik hukuk devletini, düşünce ve ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını savunmaya devam edeceğiz."
BURSA 14 Ekim 2026 Çarşamba, 10:36
Benzer Haberler