Bursa'da, Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü önünde bir araya gelen meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları, kızıl geyik av ihalesine karşı ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamada "Bir av ihalesine itiraz etmek için Bursa'nın ormanlarını, suyunu, toprağını, yaban hayatını ve ortak geleceğimizi savunmak için bir aradayız. Çünkü biliyoruz ki mesele yalnızca bir kızıl geyik değil, mesele yaşamın bütünüdür." denildi.
Başka Gazete / Kardelen Cancı
Bursa'da kızıl geyik av ihalesine tepki: "Av spor değil, cinayettir"https://t.co/zXBbholVqK#bursa #kızılgeyik #ihale pic.twitter.com/VNtqQ7GEwi
-- Başka Gazete (@baskagazetecom) July 2, 2026Bursa Tabip Odası, Bursa Barosu, Doğader, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, TMMOB Maden Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, TMMOB Mümarlar Odası Bursa Şubesi, Nilüfer Kent Konseyi, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi, TMMOB Şehir Plancıları Odası Bursa Şubesi, Bursa Veteriner Hekimler Odası ve TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi kızıl geyiklerin ava açılmasına yönelik ihale süreci başlatılması sebebiyle; "Sadece Kızıl Geyiği Değil, Bursa'nın Yaşam Hakkını Savunuyoruz" başlıklı ortak basın açıklaması gerçekleştirdi. Doğa Koruma Milli Parklar Müdürlüğü önündeki açıklamayı Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal okudu.
Baysal, av ihalesine itiraz etmek için bir araya geldiklerini belirterek, meselenin yalnızca bir kızıl geyiğin yaşamı olmadığını, yaşamın bütününü ilgilendirdiğini söyledi. Bir canlının yaşamının ekonomik değere indirgenemeyeceğini ifade eden Baysal, "Doğa alınıp satılacak, ihale edilecek ya da ekonomik karşılığı üzerinden değerlendirilecek bir meta değil, yaşamın kendisidir." dedi.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
"Bir av ihalesine itiraz etmek için Bursa'nın ormanlarını, suyunu, toprağını, yaban hayatını ve ortak geleceğimizi savunmak için bir aradayız. Çünkü biliyoruz ki mesele yalnızca bir kızıl geyik değil, mesele yaşamın bütünüdür.
Bir canlının yaşamını ekonomik bir değere indirgemek, doğayı yalnızca gelir getiren bir kaynak olarak gören anlayışın sonucudur. Oysa doğa alınıp satılacak, ihale edilecek ya da ekonomik karşılığı üzerinden değerlendirilecek bir meta değil, yaşamın kendisidir.
Burada şunu da belirtmek isterim. Biraz önce aklıma geldi, açıklamamızda yoktu. Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü'nün görevleri arasında av turizmi de var. Bu da gerçekten büyük bir çelişkidir.
Bugün Bursa'nın karşı karşıya olduğu çevre sorunlarının tamamı aynı anlayışın ürünüdür. Yeni organize sanayi bölgeleri genişlerken verimli tarım toprakları daralıyor. Sarı orman ekosistemleri parçalanıyor. Yaban hayvanlarının yaşam alanları küçülüyor.
Maden faaliyetleri, taş ocakları ve kontrolsüz yapılaşma doğal alanlar üzerindeki baskıyı artırırken, iklim krizinin etkisiyle kuraklık derinleşiyor ve su kaynaklarımız giderek azalıyor. Nilüfer Çayı yıllardır kirliliğin yükünü taşıyor. Marmara Denizi müsilajla bize ekosistemin alarm verdiğini hatırlatıyor. Bursa Ovası beton baskısı altında nefes almaya çalışıyor. Uludağ'ın geleceği alan başkanlığı tartışmalarıyla sürekli gündeme gelirken, İznik Gölü her geçen yıl biraz daha su kaybediyor.
Suyu olmayan bir kentin, yaban hayatı olmayan bir ormanın, verimli toprağını kaybeden bir ülkenin sürdürülebilir bir geleceği olamaz.
Yıllardır aynı gerçeği dile getiriyoruz. İnsan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevre sağlığı birbirinden ayrı düşünülemez. Dünyanın benimsediği Tek Sağlık yaklaşımı da bunu ortaya koymaktadır. Sağlıklı insanlar ancak sağlıklı hayvanlar, sağlıklı çevre ve sağlıklı ekosistemlerle yaşayabilir.
Kızıl geyik de bu ekosistemin vazgeçilmez bir parçasıdır. Ormanın yenilenmesine katkı sağlayan, biyolojik çeşitliliğin devamlılığında rol oynayan her yaban hayvanı gibi onun yaşam hakkını savunmak aslında ekolojik dengeyi savunmaktır.
Bursa'yı yalnızca çevre sorunlarıyla anmak istemiyoruz. Bu kent aynı zamanda umut veren örneklerin de kentidir. Uluabat Gölü uluslararası öneme sahip bir sulak alan olarak binlerce canlıya ev sahipliği yapmaktadır. Eskikaraağaç'ta Adem Yılmaz ile Yaren Leylek arasında yıllardır süren dostluk ise insanın doğayla uyum içinde yaşayabileceğinin bütün dünyaya ilham veren simgelerinden biri olmuştur.
Yaren Leylek bize şunu öğretiyor: Doğayla mücadele ederek değil, doğayla uyum içinde yaşayarak da üretebilir, kalkınabilir ve geleceğimizi güvence altına alabiliriz.
İşte Bursa'nın ihtiyacı olan anlayış budur. Bilimi esas alan, doğal varlıkları gelecek kuşakların emaneti olarak gören, kalkınma ile doğa korumayı birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı kabul eden bir anlayış.
Biz çocuklarımıza yalnızca fabrikalar değil; temiz akan dereler, nefes alınabilen ormanlar, yaşayan göller ve yaban hayatıyla birlikte var olabilen bir Bursa bırakmak istiyoruz. Çünkü gerçek zenginlik tükettiğimiz doğal varlıklar değil, koruyabildiğimiz doğal mirastır.
Doğayı korumak romantik bir tercih değildir. Ekolojik, ekonomik ve toplumsal bir zorunluluktur. Halk sağlığının, gıda güvenliğinin, iklim direncinin ve gelecek kuşakların yaşam hakkının temelidir.
Biz yaşamın tarafındayız. Kızıl geyiğin, Yaren Leylek'in, Uludağ'ın, Uluabat Gölü'nün, Nilüfer Çayı'nın, Bursa Ovası'nın. Çünkü biliyoruz ki Bursa'nın geleceği ancak doğası kadar güçlü olacaktır.
Bir kızıl geyik ihalesiyle başlayan sessizlik, yarın ormanların, derelerin ve çocuklarımızın geleceğinin sessizliğine dönüşmesin diye buradayız.
Doğa bize atalarımızdan miras değil, çocuklarımızın emanetidir. Bursa'yı bu emanet bilinciyle korumak zorundayız.
Bursa'yı, bütün yaşamı insan yaşamına etkisi olmasa da sadece yaşamı hak ettikleri için de korumak zorundayız. Etik tutumumuzu da bu şekilde bildirmek isterim."
BURSA 02 Temmuz 2026 Perşembe, 13:38
Benzer Haberler