CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. 'Ara seçim' talebini bir kez daha gündeme getiren CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "1960'dan beri yapıldı. 1960'dan beri bundan İnönü kaçmadı, Demirel kaçmadı, Ecevit kaçmadı, Özal kaçmadı, Erbakan kaçmadı; Erdoğan kaçacak" dedi. Konuşmasında Bursa Büyükşehir Belediyesine yönelik gerçekleştirilen operasyona değinen Özel, "Buradan o Aydın'ın iradesini çalandan ne kadar iğreniyorsak, Mustafa Bozbey'in duruşundan da o kadar övünüyoruz. Helal olsun diyoruz. Bozbey 'bunlar beni içeri atar' dedi. Sonra dedi ki, '3 ay kulaklarının üstüne yatarlar, sonra benim yaptıklarımı AK Parti yaptı diye açarlar' dedi. O yüzden tarihte ilk kez, belki dünya siyaset tarihinde ilk kez bir gece vakti hizmeti yapan belediye başkanı gözaltındayken açılışı onu seçenlere yaptırdık. Ekrana yansıttık, 'açıyorum' diye bağırdılar ve 29 önemli eseri açtık ki, Bursa bu kadar güçlüklere rağmen neler yapılmış görsün, bundan sonra yapılacak yapılmayanları, yine Bursa'daki eski sömürü düzeni geldiğinde bizim yaptığımız işlerle birileri haksız yere övünmesin diye." şeklinde konuştu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
'Ara seçim' talebini yeniden dile getiren Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a Anayasa'nın 78. maddesini kürsüden okuyarak ara seçimin yasal bir zorunluluk olduğunu vurguladı.
Siyaset tarihinde İnönü, Demirel, Ecevit, Özal ve Erbakan gibi liderlerin ara seçimlerden hiçbir zaman kaçmadığına dikkat çeken Özel, "Ara seçim 1960'dan beri yapıldı. 1960'dan beri bundan İnönü kaçmadı, Demirel kaçmadı, Ecevit kaçmadı, Özal kaçmadı, Erbakan kaçmadı; Erdoğan kaçacak" dedi.
Özel, konuyla ilgili sözlerini "Sandıktan korkan, milletten kaçan korkaklar olarak tarihe geçecekler. Hodri meydan" diyerek tamamladı.
Özel'in açıklamalarından satırbaşları şöyle:
"İki haftanın ardından meclisteyiz. Geçen hafta A Milli Takımımızı desteklemek üzere, hem Kosova Başbakanı, siyasi akrabamız Albin Kurti'nin hem Türkiye Futbol Federasyonu Başkanımızın davetleriyle, Kosova'da milli takımın dünya kupası yolculuğuna eşlik etmek için orada olacaktık. Güne bu niyetle uyandık. Grup toplantımız yoktu.
BURSA BÜYÜKŞEHİR'E OPERASYON
Ama 31 Mart tarihini, 2 yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi'nin, hatta Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihinin en büyük yerel seçim zaferinin yıldönümünü zehretmek isteyenler... İki yıl önce kurulan sandıkta Bursa'yı alamayıp şimdi hakimin tokmağıyla, savcının cübbesiyle almak isteyenlerin yeni bir siyasete darbesiyle, bu sefer Bursa'nın iradesine darbesiyle uyandık.
Bursa'daki fırsatçılıkla yarın yapılacak belediye meclis toplantısında Bursa'nın vermediği yetkiyle halkın iradesine çökecekler. İki kişiden birinin seçtiği belediye başkanı yerine bir kuklayı getirip israfa ve ranta devam etmek isteyecekler. Bundan sonra sözü yakaladığı ilk sandıkta Bursalılar söyleyecek.
"ÇALIŞMA KONUSUNDA MAZERETİMİZ YOKTUR"
Yoğun bir çalışma, yoğun bir direnme dönemindeyiz. Saldırılara karşı bir adım geri adımımız yoktur. Ama çalışma konusunda da en ufak bir ataletimiz ya da bir diğer yandan işte 'bu kadar saldırı var, çalışamıyoruz, yapamıyoruz' böyle de bir mazeretimiz yoktur.
Belediye başkanlarımız kendi görev alanlarında bütün o silkelemelere, paranın yüzde kırkının kesilmesine, kendinden önceki AKP'nin SGK'ya, vergi dairesine taktığı borcun faiziyle ödenmelerine rağmen çalışmaya devam ediyorlar. Çanakkale'deydik, Kuşadası'ndaydık, Bursa'daydık ve Kütahya'daydık.
Dört... Yani Çanakkale, Bursa ve Kütahya illerimizi de, Kuşadası ilçemizi de Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları yönetti. Kimini göz altındayken konuştum, kimini tutukluyken. İkisi görevinin başındaydı, Çanakkale ile Kütahya. Yaptıklarını gördüm, uzun uzun anlattık. Meydana sorduk, belediye başkanlarının adı, hizmetleri gündeme gelince meydanlar hop oturuyor, hop ayağa kalkıyor.
İBB DAVASI: 56 KURUŞ İSPATLAYAMADILAR
Birazdan değineceğim... İzmir'de, Manisa'da, Bursa'da çok önemli hizmetlerin açılışlarını yaptık. Yeni yatırımların temellerini attık. Bugünkü konuşmama bu haftanın yoğun gündemine geçmeden önce son ilk ara kararla 18 masumun nihayet tutuksuz yargılama kararının alındığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi duruşmasının bu ilk dönemine birazcık göz atarak başlamak istiyorum.
19 Mart darbesinin üzerinden tam 384 gün geçti. Bir hırs uğruna 384 gündür kimsenin kazanmadığı, 86 milyonun kaybettiği bir süreci yaşıyoruz. 384 gündür milletin huzuru da refahı da feda ediliyor. İddianameyi 8 ay bekledik, 8 ay sonunda çıktı. Yargılamalar bir yıl sonunda başladı ve henüz 17. celsedeyiz.
Ortaya çıkan birinci somut gerçeklik şu: Yani havuz medyası ve yalan yanlış bilgilerle manipüle edilen merkez medya geçen sene 19 Mart'tan yargılama başlayana kadar hatta iddianame çıkana kadar şimdi de salonda ne konuştularsa, ne konuşturulduysa, hangi haysiyet suikasti, hangi iftira yapıldıysa, bunların %90'ının zaten iddianamede olmadığını görüyoruz. Yani gündemde tuttuğu yer açısından baktığınızda öyle ya TRT ilk sabah "560 milyarlık yolsuzluk" diye başladı. Öğrendik ki ilk günden bugüne İBB hiç maaş dağıtmasa, hiç su akıtmasa, hiç asfalt dökmese, hiçbir yoksula yardım etmese, toplamı 450 milyar zaten. Sen 90.000 kişiye maaş dağıtacaksın. Koskoca İstanbul'u 39 ilçesinde hizmetleri yapacaksın. Her bir ilçede 4-5 milyar liralık altyapı yatırımı yapacaksın ve gözle görülecek, gözle görülecek örneğin artık Üsküdar'ı su basmayacak, viyadüklerde arabalar yüzmeyecek, dereler taşmayacak. Sonra bu paraların toplamından fazlası yolsuzluk...
İddianame yanından bile geçmedi. Yok İBB'de parkelerin altına eurolar, dolarlar dolmuş. Bir sent çıkmadı, iddia dahi edilmedi. Var dedikleri görüntüler yok oldu, ses kaydı dediler duyulmaz oldu. Soruldu bu sorular, "söyleyenler, ben de öyle duymuştum, beni de yanıltmışlar, savcılığın bilgilendirmesiyle yaptık" dediler.
"ERDOĞAN'IN YANILDIĞI, YANILTTIĞI ORTAYA ÇIKTI"
Bu bocalama yani bizim o iddianameyi 'yargılanmak değil yargılamak için bekliyoruz' dediğimiz özgüven boşa çıkmadı. Çünkü savcıya inanan, savcıya inanan Erdoğan, 'bir aya kalmaz iddianame çıkar', 8 ay sonra çıktı. 'Sonra artık bunlar sokağa çıkamaz, birbirinin yüzüne bakamaz' dedi ama 8 ay sonra iddianame çıktığında 8 aydır sokaktaydık. Üstüne 4 ay daha sokaktayız. 103 eylemdir gidiyoruz. İstanbul'un 39 ilçesinde seçmenin gözünün içine baka baka. Türkiye'nin her tarafında çıktığımız eylem toplantılarında, il mitinglerinde milletin gözünün içine baka baka. Öyle CHP'nin kalelerinde falan değil, kale işi bitti de Yozgat'ta, Konya'da, Kayseri'de böyle gözünün içine baka baka konuştuk. Vallahi sonuçta, toplamda bizim özgüvenimizin doğru olduğu Erdoğan'ın da yanıldığı, yanıltıldığı demeyeyim, yanılttığı ortaya çıktı. Bir yanılttığı da Sayın Bahçeli'ydi. Sayın Bahçeli o kadar kuvvetli iddiaları görünce, biz 'yok öyle şey' dedikçe, o savcıya güvendi, Erdoğan'a güvendi. Biz 'canlı yayın talep ediyoruz' dedik, 'yapılsın' dedi. Erdoğan'a sordular, o da savcıya güvendi, 'münasiptir' dedi. Yargılama başladı bırakın canlı yayınlanmayı gazetecileri bile şöyle arka kutuda köşede kibrit kutusu gibi bir yere sıkıştırıyorlar. Aileler bir başka yerde. Amana, içeride ne oluyorsa duyulmasın! Ne oluyor biliyor musunuz? İçeride işin bir insani boyutu var; gözaltına alındığı, tutuklandığı gün annesinin karnına emanet evladının baba dediğini duyuyor orada İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin masum bürokratları.
Ne oluyor biliyor musunuz? Çete deyip hepsi birlikte örgüt deyip dağıtılan Türkiye'nin dört bir yanına kadınlar geliyorlar ve orada birbirlerini tanıyorlar. Birbirlerine sarılıyorlar. Türkiye'nin en büyük suç örgütü gibi anlatılan şey de profesyonel olarak işe alınmış kişilerin birbirleriyle liyakat esaslı profesyonellik esaslı çalıştıkları çoğu zaman yüz yüze bile gelmedikleri birçoğunun birbirini tanımadıkları ortaya çıktı. Öyle şey var ki mesela liyakat diyorsunuz dün müydü evvelsi gün mü... Böyle bakıyoruz, yayınlansa işte bunlar görülse ne güzel! Mesela Seyfullah Demirel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yol Bakım Daire Başkanına soruyorlar şimdi: 'İşe alırken Ekrem İmamoğlu'nun size bir telkini iş yapacağınız biçimle ilgili talimatları ya da bazı talimatları size nasıl ileteceği konusunda bir şey konuşuldu mu?' 'Efendim' diyor, 'Ekrem Bey'in tek bir talimatı var' dedi diyor beni işe alırken. 'Nedir o?' diyor. 'Ben Beylikdüzü belediye başkanıydım, karda buzda zorlandık, İBB'den tuz istedim. Bizim partiden değilsin diye vermemişlerdi. Bak bu aynı göreve sen geliyorsun, AK Partili, CHP'li ayırmadan ne kadar istiyorsa herkese tuz veriyorsun' dedi tek talimatı budur diyor. 'Onu da yerine getiremedim, istedikleri kadar değil ihtiyaç kadar tuz verdim ama herkese verdim' diyor. 'Ekrem Başkan'ın sözünü yere düşürmedim' diyor.
MURAT KAPKİ'NİN İFADELERİ: PUZZLE'IN PARÇALARI BİRLEŞİYOR
Diyor ki örneğin Sayın Kapkı, 'Bana savcının tahliye taahhüdüne kandım.' Yani diyor ki; 'Bu ifade doğru bir ifade değil. Gerçekleri anlatamadım. Bana şöyle dersen salacağım dedi, tahliye taahhüdüne kandım. Bu iftiranamye, bu ifadeye o yüzden imza attım. Şimdi geri çekiyorum' diyor.
Mesela o yargılamalarda bir şeyleri duyacaktık güya bunlara. 'Ekrem İmamoğlu suç örgütü, o ihaleyi buna ver demiş, bu ihaleyi buna ver demiş' falan. Bunları duymuyoruz da; savcının 'bak evladına kavuşacaksan bunu imzalayacaksın, yoksa Anadolu'nun bir yakasını boylayacaksın' diye tehdit ettiği kadınların onurlu mücadelelerini ve onu orada nasıl sürdürdüklerini görüyoruz. Bir de bazı itirafçıların kiminin göze bakamadığını, kiminin vazcaydığını, kiminin vazcaymak üzere sırasını beklediğini... Ama hemen hepsinin bu meselenin nasıl bir kumpas olduğuyla ilgili puzzle'ın parçalarını birleştirdiğini görüyoruz.
O yüzden ben şu kadarını söylüyorum: Bu konuda en ufak şüphesi olan birisi varsa mahkemeye gitmeli ya da mahkemeyle ilgili haber veren gazetecilerin verebildiği kadarını mutlaka izlemeli. Hele hele siyasi partiler... Sağ olsun çok muhalefet partilerinden geliyorlar izliyorlar. Tüm siyasi partiler gelmeli. Hatta yani bir özgüven varsa AK Parti'nin... Biz yıllarca geçmişte darbe davası oluyor devlete karşı dediler, gittik dinledik, kumpas olduğunu ilk biz yazdık. Tarihe mesela milli ordumuza kumpas kuruldu ifadesindeki kumpası, tarihe Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi Komisyonunun 'Balyoz Kumpası' tanımlaması yerleştirmiştir. Erdoğan sonrasında 'beni de kandırmışlar' deyip, 'milli orduya kumpas kurdular' deyip oraya gelmiştir.
AKP VE MHP'Lİ VEKİLLERE: HAKİKATİ ARAMAYA CESARETİ OLANLAR ARANIYOR
AK Parti'de, MHP'de bir grup milletvekili... Milletvekillerine açık, gitsinler izlesinler. Gördüklerini, duyduklarını önce kendi vicdanlarına, sonra eşine, dostuna, partisine anlatsınlar. Ama yapamazlar, yapamıyorlar. Neden yapamıyorlar? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak mesela askeri casusluk, İzmir askeri casusluk davasını gidip takip ettiğimizde; Muharrem Işık, Veli Ağbaba, ben, Nurettin Demir gelip partimize şunu demiştik: Büyük bir kumpas var. Bizi söylediğimiz herkes kulağını açarak dinledi. Bana 20 dakika söz verdiler, çıktım bütün meclise anlattım. Dedim ki; ordunun şerefli subaylarının kişisel namuslarına fuhuş, mesleki namuslarına casusluk lekesi sürülüyor. Bu sözlerden iki yıl sonra, bu cümlelerin, bu kumpası kurup milli orduya bu kumpası kuran hakimler, savcılar, o yapının yargılandığı davada alıntılanıp kullanıldı.
Bu kadar netti mesele. Milletin vekiliysen tarihin doğru yerinde duracaksın. Biz oraya suçlu olanı aklamaya gitmemiştik ki, hakikati aramaya gitmiştik. Şimdi buradan hakikati aramaya cesareti olan AK Partili, MHP'li milletvekilleri aranıyor arkadaşlar. AK Partili, MHP'li gidip orada izleyip, gelip önce vicdanına, sonra arkadaşlarına, seçmenlerine bunu anlatacak birileri aranıyor. Bulmak zor. Ona göre gruplar yapılıyor, ona göre grup disiplinleri yapılıyor bilmem ne... Ama burada büyük bir kopuş var artık.
"KANAL İSTANBUL'U YAPTIRMADIK DİYE..."
Bu kadar zulmün, bu kadar nefretin, bu kadar kinin birikmesine sebep ne? Sebep ne? İstanbul'a Kanal İstanbul'u yaptırmadık diye aç bırakılmayı ya da 'Sen yıllardır büyük bir israf rejimi kurdun, AK Partililer illallah dedi' diye iyi yönettiğimiz Beylikdüzü'nden İBB'ye gitmiş olmamız, iptal edilen seçimlerde seni farkla yenmiş olmamızın cezası katıksız yargılanma olabilir mi ya?
Su aksar mı su? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Silivri'deki yargılamasında susuz bırakarak yargılama nasıl yapılabilir ya? Her gün var bu mahkeme, bir gün değil. Sık dişini, git dayan değil. Her gün oluyor bu mahkeme, her gün gidiyor arkadaşlar haftada dört gün.
AKIN GÜRLEK'E SESLENDİ: ADAM GİBİ YAPACAKSIN BAKANLIĞI
O yüzden buradan, kini gözünü bürümüş, aldığı talimatla Cumhuriyet Halk Partisi'nin değil, milletin iradesi üzerine yürümüş o turbun küçüğüne sesleniyorum: Yaptığın görev, geçmişte yaptığın haysiyet cellatlığının üstüne mum dikme görevi değildir. Adam gibi yapacaksın o Adalet Bakanlığını, insan gibi yapacaksın. O Adalet Bakanına söylüyorum: Silivri'deki mahkemede yargılanan herkesin huzuru, güveni, ona karşı saygılı bir dil kullanılması, içeceği su, yiyeceği yemek; devlette üstlendiğin, o hasbelkader görev gereği sana emanettir. Onların göreceği muamele, bu meclisin komisyonuna geldiğin gün göreceğin muameleyi belirleyecektir. Hadi bakalım!
Türkiye'de, rejimin tehdit gördüğü maalesef herkes tutuklu. En adını bildiğinizden, isimsiz kahramanlara kadar. 2026 yılında Türkiye'yi bir rejime tehdit olanlar için açık cezaevine, tutuk merkezine çevirdiler.
Ekrem İmamoğlu da, belediye başkanlarımız, seçilmiş siyasetçiler, kıymetli bürokratlar da tutuklu. HDP'nin önceki eş genel başkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ tutuklu. Türkiye'ye sandık kurup, oyla katılmaya karar vermiş Hatay'ın -yani Hatay'daki ilk oy, Türkiye Cumhuriyeti'ne katılma kararının oyudur- bu oyları kullanmış, demokrasiye inanmış, pırıl pırıl, hangi görüşten olursa olsun Hataylıların iradesiyle, son kullandıkları oyla yolladıkları milletvekili Can Atalay tutuklu.
Avukatlar; Selçuk Kozağaçlı'dan Mehmet Pehlivan'a kadar avukatlar tutuklu. İşçi haklarını savunan sendikacı Mehmet Türkmen tutuklu. Gazeteci Merdan Yanardağ, Alican Uludağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp ve 17 gazeteci tutuklu Türkiye'de. Köyünü, doğasını, zeytin ağaçlarını savunan İkizköylü Esra... O İkizköy'ün kadın muhtarının ninesinden miras ağaçlarına sahip çıkan Esra Işık tutuklu.
TUTUKLU ÖĞRENCİLER: İÇLERİNDE BİR TANE SİNEĞİ İTTİREN YOK
Bunun yanında artık öyle bir noktaya geldi ki çevre mücadelesi veren, hak mücadelesi veren kim olursa gaz, cop, gözaltı, tutuklu. Ki bir daha kimse bunu yapamasın diye. 19 Mart darbesinden sonra 301 öğrenci tutuklandı. Vatan Emniyette dün Çağdaş Gazeteciler Derneğinde ödül aldı. Vatan Emniyetteki işkencenin belgeseli var. Nasıl darp raporlarının sonradan değiştirildiği var. Askeri darbe dönemlerinde olmayan, önce darp raporu sonra temiz raporunun dosyada değiştirildikleri var. İzledik, şaşırdık, kahrolduk. Sırf hani polis, barikat, kavga, çatışma, taraflar... 301 öğrenci tutukladılar, içlerinde bir tane eline bayrağın sopasını alıp da polisin kaskındaki sineği ittiren yok. Ömrü boyunca emniyetin önünden geçmemiş ailelerin, ömrü boyunca polise, güvenlik güçlerine 'höt' dememiş çocukları sırf diğerlerine örnek olsun, kaygı olsun, meydanlardaki bu yoğunluk, gençlerin bu ilgisi dursun diye hepsi alınmış. İçeride o güzelim çocuklara yapılan işkencenin kanıtları var, hala daha açılmayan soruşturmalar veya zorla ittir kaktır giden soruşturmalar var.
"MUSTAFA BOZBEY'E 'HELAL OLSUN' DİYORUZ"
Değerli arkadaşlar, geçen hafta İzmir'de, Manisa'da ve Bursa'da açılışlar yaptık. Bursa'daki açılışların aslında normal tarihi 15-16 Nisan'dı, gidecektik. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin 29 tane önemli açılışı vardı, onları yapacaktık. Bozbey demiş ki 'bunlar beni aldılar', bu arada Bozbey'in şu tutumunu bir kez daha altını çizelim; Bozbey ve Aydın Büyükşehir birbirine çok benzeyen iki pozisyondaydılar. Bozbey'e de Aydın Büyükşehir'e de gittiler, 'ya bize katılacaksın ya içeri atılacaksın' dediler. Aydın Büyükşehir güya 'Topuklu Efe', topuklaya topuklaya ve Aydın'ın kendisine verdiği emeği, desteği alıp hırsızlayarak, siyasi bir yankesicilikle, milli irade hırsızlığıyla layık olduğu yere koştu, Tayyip Erdoğan'ın yanına koştu. Mustafa Bozbey 15 günde bir gelen baskılara, tehditlere, şantajlara, basında yazılmasına rağmen 'ben Cumhuriyet Halk Partiliyim, bir tek kusurum yok, bulursanız hesaplaşırım ama ben şantajınıza tehdidinize boyun eğmem' dedi ve o sebepten dolayı sırf Bursa'ya çökmek için Bursa'daki cezaevine kondu.
Buradan o Aydın'ın iradesini çalandan ne kadar iğreniyorsak, Mustafa Bozbey'in duruşundan da o kadar övünüyoruz. Helal olsun diyoruz. Bozbey 'bunlar beni içeri atar' dedi. Sonra dedi ki, '3 ay kulaklarının üstüne yatarlar, sonra benim yaptıklarımı AK Parti yaptı diye açarlar' dedi. O yüzden tarihte ilk kez, belki dünya siyaset tarihinde ilk kez bir gece vakti hizmeti yapan belediye başkanı gözaltındayken açılışı onu seçenlere yaptırdık. Ekrana yansıttık, 'açıyorum' diye bağırdılar ve 29 önemli eseri açtık ki, Bursa bu kadar güçlüklere rağmen neler yapılmış görsün, bundan sonra yapılacak yapılmayanları, yine Bursa'daki eski sömürü düzeni geldiğinde bizim yaptığımız işlerle birileri haksız yere övünmesin diye.
'YEREBATAN SARNICI' OPERASYONU: PARANIN PEŞİNDELER
İstanbul'da tek maksat var; belediyeyi çalıştırmamak, gelirlerini durdurmak. İstanbul'da başta Galata Kulesi ve çok kötü durumda olan, yere batan sarnıcı, İBB tarafından çok iyi bir şekilde restore edilip inanılmaz bir yabancı ve yerli turist akımıyla önemli bir gelir getirdiğini görenler ve Galata Kulesi'ne bir hukuki süreçte orayı kaybettiğini görenler tuttular bir kanun maddesi getirdiler. Efendim, bir yapının geçmişinde, şu anda hayatta ayakta olmayan bir vakfın bir çivisi varsa, bu mülkiyet Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne geçer. Ve bunun üzerinden Yerebatan Sarnıcı'nı, AKP'nin deyimiyle söylüyorum; kendileri hakikaten böyle kaderine terk etmişti. Kokuyordu, pisti, korkunçtu. Şimdi içinde filmler çekiliyor, reklamlar çekiliyor, turistler giriyor bayılıyor çıkmıyor. AKP o tarafıyla ilgilenmiyor. Övünülecek kısmıyla 'Para basıyorlar burada' diyor, 'para basıyorlar.' Galata Kulesi'nde para basılıyormuş, Yerebatan... Ya kardeşim, para basılmıyor. Türkiye'nin şanı şerefi itibarı yürüyor, bu hizmetin karşılığını da yabancı turist ödüyor, sana ne? O paranın peşindeler.
MESLEK FABRİKASI: ATATÜRK'ÜN İMZASIYLA BELEDİYEYE BIRAKILMIŞ
İzmir'de Meslek Fabrikası, Egemenlik Evi ve Namazgah Hamamı'na da ve Gasilhane'ye de Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne tapularını geçirmek suretiyle çökmeye çalışıyorlar. Meslek Fabrikası'nın durumu daha da özel; bu kanuna da uygun değil. Bina yapıldığında vakıf ayakta değil. Yani bunun için mahkemeye gidiliyor, mahkeme şak yürütmeyi durdurmayı veriyor. Sonra geçen gün yürütmeyi durdurmayı kaldırıyor... O kadar çok üzerine gidilmiş ki mahkemenin, neler neler olmuş falan, hani o detay iktidarımıza kalsın, neler olduğu o gün anlatılsın. Ve paldır küldür polis eliyle operasyon yapıp, şafak vakti Meslek Fabrikası'nı ele geçiriyor AK Parti.
Meslek Fabrikası'nda ne var biliyor musunuz? Bu Meslek Fabrikası Atatürk tarafından Atatürk'ün imzasıyla İzmir Belediyesi'ne bırakılmış vaktiyle. Metruk kalmış yıllarca. Sayın Aziz Kocaoğlu bunu görmüş, demiş ki biz bunu alalım ve topluma kazandıralım. Demişler ki; 'Tapusunda bir vakıf şerhi var' Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne yazmış, 'tamamen bizim olması açısından ne istersiniz?' demiş. O zaman Vakıflar Genel Müdürlüğü bir tutar belirlemiş, o tutar ödenmiş. İşte o zamanın parası 1 milyar bilmem kaç milyon falan. Tapu alınmış. Üstüne muhteşem bir restorasyon yapılmış ve o dönem başlatılıyor. Tunç Soyer aynen veya güçlendirerek devam ediyor, Cemil Tugay da yeni bölümler ekliyor. O gün bugündür 10 yılı aşkın zamandır 'Meslek Fabrikası'nda -adı Meslek Fabrikası- 5800 kurs açılmış, 145 bin kursiyer meslek sahibi yapılmış arkadaşlar. Bu bina buna kullanılıyor. Dün polis girdiğinde de içeride kursiyerler var. Örneğin, içerideki kursiyerlerden yeni bitmiş, yenileri var, 'Dijital Gençlik Merkezi' açılmış oraya. Şubat 2025'ten bugüne 14 ayda 385 genç yeni dijital becerileri geliştirildiği için istihdam edilmiş çeşitli şirketlerde. Buraya saldırıyorlar, burayı alıyorlar.
"BİR ÇÖKME, BİR HARAMİ ZİHNİYETİ VAR"
İstanbul'da Büyükada'ya gidin. Dünyanın en güzel yeri, karşısında dünyanın en güzel şehri. Büyükada'da, Büyükada iskelesi var, alttan vapur kalkıyor üst tarafı koca iskele, koca iskelenin üstü. Dünyanın en iyi manzarası değil mi? Karşıda İstanbul var adadan bakıyorsun. Oraya, oraya ne yaparsın? Hani para getirsin desen lokantalara falan kiraya versen dünyanın en iyi lokantaları gelir, en yüksek kirasını öder o prestijli yere gelir değil mi? Düşün oradaki lokantalardan ne para kazanılır, adalardaki ne yoksul çocuklar büyütülür, ne ne burslar verilir, İstanbul'un Kartal'ın karşıdaki Kartal'ın bütün fakirlerine yeter. Ne yapmış AK Parti orayı biliyor musunuz? 25 yıllığına bilabedel TÜGVA'ya vermiş. Adalar iskelesinin ikinci katı. 25 yıl bilabedel. TÜGVA orada ne yapıyor? Dedim ki İzmirlilere; AK Parti gelirse -ki hepsi TÜGVA'cı, TÜRGEV'ci, hepsi o vakıfların bir yerlerinde- hele şimdi bir tanesi var Cemil Tugay'la güya uğraşıyor. Adını anmaya değmez. Vasıfsız, niteliksiz, beceriksiz, işi gücü kavga o takip ediyor bu işi. Dedim, "ver oyu AK Parti'ye, versin Alsancak İskelesi'ni TÜRGEV'e. Versin Karşıyaka İskelesi'ni TÜGVA'ya 25 yıllığına, versin asansörü Okçuluk Vakfı'na. Bunları yapar' dedik. Zaten İzmirliler bunlara pas vermez, bunlar o günlere itiraz ediyordu, 'niyetimiz yok...' İstanbul'da Adalar iskelesini veren, İzmir'de Alsancak İskelesi'ni mi acıyacak? Şimdi, kanunu değiştirdiler, Meslek Fabrikasını alıyor... Demiyor '145 bin hemşerim burada meslek öğrenmiş' orayı çökmek için valiyle o tuhaf zihniyetteki adam, her gün polisin oradakine girin dışarı atın, belediye başkanlarını dışarı atın. İzmirliler orada bir mücadele veriyorlar. Meselenin kendisi şu; binayı yarın alırlar, direniriz alamazlar, mahkeme öyle der böyle der eninde sonunda bu işler değişir ama görülmesi gereken bir mevzu var. Bir tarafta o Meslek Fabrikası'nı alıp da milletin hizmetine sokanlar, bir tarafta milletin bu hizmetini durdurup, kendileri alıp orada at koşturmak isteyenler. Bir harami zihniyeti var. Bir çökme zihniyeti var. Bir cumhuriyetle değerleriyle ve milletin kendisiyle didişme zihniyeti var. Ben bütün İzmirlilere ve Türkiye'deki herkese bu harami zihniyetine, bu didişme zihniyetine karşı bu günleri unutmamayı hesabı sandıkta sormayı emanet ediyorum.
"İKTİDARIMIZDA JANDARMA POLİS PARTİNİN KOLLUK KUVVETİ YAPILMAYACAK"
İzmir'de polis gelmiş, fabrikanın içine sabahın köründe operasyon yapmış, belediye başkanlarını, meclis üyelerini, kursiyerleri itekliyor, kakalıyor. Bu işler Türkiye'ye de kazandırmaz, bundan önce bu işlere kalkışan İçişleri Bakanlarına da kazandırmadı. Aynı şekilde yapılırsa size de kazandırmaz. Ancak, bu konuda biz diyaloğa açık bir şekilde, çünkü iş şöyle bir şey; verdiğiniz emirler milletin polisiyle bizim kardeşlerimizle jandarmamızla bizi karşı karşıya getirmeye yönelik. Bunu doğru bulmuyoruz. Bunun için buradan bir kez daha söylüyorum; CHP iktidarında ne polise ne jandarmaya bir partinin kolluk kuvveti muamelesi yapılmayacak, buna niyet eden ilk başta karşısında genel başkanı bulacak. Polis, jandarma görevini yapacak, insani şartlarda çalışacak, anasının ak sütü gibi helal hakkını da söke söke alacak.
'ÖZKAN YALIM' OLAYI: ÖZ ELEŞTİRİYİ YAPTIK
Değerli arkadaşlar, büyük bir saldırı altında olduğumuzu biliyoruz. Buna karşı direniyoruz, gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz. Hiçbir olayın ahlaki üstünlüğü elimizden almasına ve psikolojik üstünlüğü kaybetmemize, çoğunluk enerjisini kaybetmemize izin vermesine izin veremeyiz. Geçtiğimiz haftalarda, geçtiğimiz hafta, 10 gün önce, Uşak Belediyesinde yaşananlar hepimizi çok fena şekilde üzdü, rahatsız etti. Uşak üzüldü, Cumhuriyet Halk Partisi üzüldü, kadınlar üzüldü. Olayı duyduğum anda, yani saatler sonra bir otobüsün üstündeydim. Dedim ki; üzgünüz, büyük bir devletin polis kamerasının paparazi kamerası gibi kullanılması, bunun sabahın köründe sabah gazetesine verilmesi, bu AK Parti'nin düşmüşlüğünü, devleti parti için kullanmayı... Partinin de bir yıldır bu kadar iş yapıyoruz ama eritemiyor, bu kötü görüntülerin servisinden medet umduğunu bir not edelim. Ama bir de ortaya çıkan bir mevzu var. Dedik ki 'Eğer bu gerçekse, böyleyse biz öz eleştirimizi yapacağız. Üzerimize ne düşüyorsa yapacağız' dedik.
Biz bunu deyince AK Parti; Sakarya Adapazarı'nda 4 aydır, 4 haftadır 'Bir evlat anneme belediye başkanı tacizde bulundu' diye bağırıyor, AK Parti'den kimse duymadı bunu. Sustular, ben bunu deyince istifa ettirdiler. 4 günlük gözaltı süresi var, kimseyle görüşemiyor. O sürede üyeliği askıya aldık. O gün de ilan ettik, 'yeni bir karara ihtiyaç olmadan gereğini yapmak üzere iki tane hukukçu görevlendirildi'. O iki hukukçu gitti, görüştü, rapor verdi ve kesin ihraç talebiyle de disiplin kuruluna sevki yapıldı. Bu sürede 'atamazlar, yapamazlar, şöyle... ' Üyeliği askıya aldığımız halde... Ama hepsi gördü, şimdi durdu. Bu iş böyle, böyle kalmazdı arkadaşlar. Çünkü ne dedik? 'Gereğini yapacağız' dedik, yaptık. 'Üzüldük' dedik. AK Parti'nin bu fırsatçılığına imkân veren bu yanlış yapıldığı için çıkan kötü görüntülerden parti adına ben özür diliyorum dedim. Bir de ne dedik? 'Özeleştiri yapacağız' dedik. Öz eleştiriyi yaptık arkadaşlar. Geçen cuma günü ve dün Uşak'ta İl Genel Meclisi seçimleri vardı ve Belediye Başkanlığı, Başkan Vekilliği seçimleri vardı. İkisi de tüm Cumhuriyet Halk Partili İl Genel Meclisi üyelerinin ve Belediye Meclis üyelerinin kararlı ve tam oylarıyla... İl Genel Meclisi Başkanlığı'na ve Uşak Belediye Başkan Vekilliği'ne birer kadın arkadaşımız seçilmiştir. CHP'nin kadınlardan öz eleştirisi budur! Kabul buyurunuz. Göreve gelen İl Genel Meclisi Başkanımız Aynur Yurtsever'i, Uşak Belediye Başkan Vekilimiz Hatice Terekeci Özkan'ı bir kez daha buradan Cumhuriyet Halk Partisi olarak kutluyoruz.
SAVAŞIN EKONOMİK ETKİSİ: REZERVLERİ YAKMASAK ARTIŞLARI DİZGİNLERDİK
İran Savaşı'na en hazırlıksız yakalanan ülke maalesef Türkiye oldu. Çok net ortada, kimsenin de bir itirazı yok. Çünkü Türkiye ikide bir rezervleri yakıyor, sonra yoksullaşma pahasına, yoksulların sırtına yük bindirme pahasına ve büyük gelir transferleri pahasına bu rezervleri yerine koymaya çalışıyor. 128 milyar dolarda da öyle olmuştu, geçen sene 60 milyar dolara mal olan İBB operasyonundan sonra da öyle oldu. Öyle olunca faizler düşerken düşemez oldu. Enflasyon inecekken inemez oldu. Maalesef İran Savaşı geldiğinde de, geçen sene 19 Mart'a harcanan rezervler, yerine çok pahalıya konduğu için manevra alanı, müdahale alanı olmaz oldu. Elimiz, kolumuz bağlı şekilde yakalandık. Öyle bir noktadayız ki, öyle bir noktadayız ki, biz Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Eşgüdüm Konseyi'ni hızla davet ettik. "Öneriler söyleyin" dedik. Dün DEM Parti'ye, bundan sonra da ziyaret edeceğimiz tüm partilere hem acil eylem planımızı hem yapısal reform önerilerimizi hem de kalıcı olarak özellikle enerji ve ulaşım ağları üzerinden yeni önerilerimizi dile getiriyoruz, anlatıyoruz. Ama bir yandan da dediğimizi dinlemeyenler, sonradan dinleyenler, azını yapanların yarattığı bir durum var. Biz geçen sene 19 Mart'ta o rezervleri yakmasaydık, şimdi tıkır tıkır tedbirler ilan edip ve fiyat artışlarını dizginliyor olabilirdik.
İlk başta petrol fiyatları fırlayınca dedik ki, 'amana pompaya yansıtmayın.' Son gece durdular. 'Eşel mobil yapın' dedik yani 'ÖTV'den karşılayın', dörtte üçünü yaptılar. ÖTV bitti, 'amana KDV'den karşılayın, yansıtmayın' dedik. Onu geçen hafta yansıttılar, yine dünya kadar zam yaptılar. Dünkü zammı rafineriye, taşıyıcıya yaptılar, pompaya yapmadılar. Ne yapacakları bekleniyor. Bütün ümit bugün bir ateşkes olursa, fiyatlar dönerse bu işi kurtarırız. Olmazsa yandı gülüm keten helva, 7 lira, 10 lira zamlar gidecek. Dinlemedikleri için oluyor. Ve hazır tutmadıkları için ekonomiyi. Bakın ne oluyor: Akaryakıt artışından önce, sonra... Dün doğrudan 3 büyükşehirdeki hallerle arkadaşlarımızın yerinde doğrudan kurdukları temas sonucunda. Domatesin kilosu... Akaryakıt artışından önce 65 lira, şimdi 125 lira, halde. Pazarda 75'ten 180'e çıkmış. Haldeki artış %93 olunca pazarda da %140 olmuş. Bunu anlatıyordum işte geçen hafta. Sen akaryakıttan ÖTV'yi alma, vergiyi alma şimdilik zarar et, düzelene kadar. Gelen zamlardan sakın yoksa kartopu gibi büyür, iğneden ipliğe gider. Geçen hafta dedim 'domatese yansıyacak' diye. Sivri biber dedim. Hal fiyatı 40 liradan 120 liraya çıkmış. Hafif ya, hafif olunca taşıma maliyeti acayip biniyor üstüne, ağır bir şeyde daha düşük oluyor. 87 lirayken 200 lira olmuş sivri biber. Salatalık 30 liradan 55 liraya çıkmış. Halde %83 artınca, pazarda %100 artmış. Patlıcanın kilosu 55 liradan 90 liraya çıkmış. Pazarda 88 iken 150'ye çıkmış. Ve tane ile satış zaten başlamıştı, tane domates 26 lira, sivri biber 6 lira, hıyarın tanesi 20 lira, patlıcanın tanesi 30 lira. Hıyarın tanesi 20 lira!
'SÜREÇ' MESAJI: BU BAKANLA MI YÜRÜTECEKSİNİZ?
Barış ve kardeşlik gelsin istiyoruz. Suriye, İran ve Irak'taki Kürtleri de kardeş olarak görüyoruz. Buradaki Kürtlere savaş ve zulüm de istemiyoruz. O ülkelerde en iyi şartlarda yaşamaları gerektiği yönünden bu meseleye baktık hep. Süreç, komisyon konusunda bizi haklı çıkardı. İlk gün ne dediysek, bugün de o noktadayız. Bu konuda doğru, kararlı, o ülkelerin toprak bütünlüklerini savunan, o ülkedeki Kürtlerin de o ülkede en iyi şartlarda yaşamasını savunan bir noktadan meseleye hep baktık, bundan sonra da bakmaya devam ediyoruz.
Halen daha bugün nihayet pek çoğunun tutukluluğu bitti ama bir yıl boşu boşuna tutuldular. Emrah Şahan aynı dosyadan tutukluydu, yedeklenerek tutuldu. Kürtlerin belediye meclislerine girmesini suç sayan 'kent uzlaşısı' soruşturmaları devam ediyor. Türkiye'de 13 belediyede kayyum var, belediye başkanları terör soruşturması geçirdi diye. 3'ü CHP'li; Ovacık, Şişli, Esenyurt. 10'u DEM'li, 13 belediyede kayyum var. Ahmet Özer göreve dönecekti, dönemiyor. Selahattin Demirtaş'tan Figen Yüksekdağ'a kadar birçok siyasetçi hapiste tutuluyor. Bu pazar seçim olsa Cumhurbaşkanı olacak olan Ekrem İmamoğlu 1 yıldır haksız yere hapiste tutuluyor. Her gün bir seçilmiş belediye başkanımıza operasyon yapılıyor.
Ve işin en kötüsü: Tutuksuz yargılama esastır, bu kadar netken, tutuksuz yargılamanın düşmanı Adalet Bakanlığı koltuğunda oturuyor. Anayasa Mahkemesi kararı herkesi bağlayıcıdır derken, bu karara uymamanın mimarı Adalet Bakanlığı koltuğunda oturuyor. Ve bütün bu süreçlerde Adalet Bakanlığı demokratikleşmeyle ilgili bu süreçlerde mevcut uygulamaları hukuka uygun yapsa sorunun yüzde 60'ı çözülecekken o olmadığı gibi, adalet reformu konuşuluyor veya yargıyla ilgili bir şeyler konuşuluyor, adam diyor ki; 'Hazırlığı yaptık, Saray'a yolladık, Külliye'ye. Oradan gelene göre Meclis'e yollayacağız.'
Kendinize gelin arkadaşlar, kendinize gelin! Sayın Meclis Başkanı, AK Parti'nin Grup Başkanı, hatta Genel Başkanı... Bir kendinize gelin yahu! Bu çok hukuk biliyor dediğiniz adam, 2018 yılında Anayasa değişirken biz dedik ki: 'Hükümet kanun teklifi, hükümet kanun tasarısı verir. Bu yasaya, bu düzenlemeye göre veremez.' Dediniz ki: Bitti o iş. Yasama, milletvekilinin tekelindedir. Münhasıran milletvekili verecektir. Asla bakanlar böyle bir şey yapmayacaktır. Bakanlar haddini aşmayacaktır.'
Bugün gelmiş bakan, en çok bu işi bilmesi gereken bakan, kanun teklifinin milletin vekilinin görevi olduğu halde 'Hazırladım, oraya yolladım, gelince Meclis'e yollayacağım' diyen hadsizliktedir, cahilliktedir, cahil cesareti içindedir, şımartılmıştır, milletin başına bela edilmiştir! Bu adamla mı yürüteceksiniz bu süreci? Bu adamla mı yürüteceksiniz?
'ARA SEÇİM' ÇAĞRISI: HİÇBİR SİYASETÇİ KAÇMADI, ERDOĞAN KAÇACAK
Muhalefet partilerini ziyaret etmeye başladık. Haftaya salı gününe kadar toplam 12 siyasi parti ziyareti planladık. İran savaşını, Türkiye dış politikasında yapılan yanlışları, ekonomi konusundaki önerilerimizi paylaşıyoruz. Bir siyasi etik yasası ile siyasetin finansmanı ve siyasetçilerin mal varlığının nasıl elde edildiğinin ispatını ortaya koyacak bir yasa çıkartılmasını istiyoruz. Ekrem İmamoğlu'na da kendime de güveniyorum. Bakanına ve kendine, mahdumuna güvenen çıksın karşımıza göreyim.
Dün Erdoğan çıkıyor 'Gündemimizde ara seçim de yok, erken seçim de yok' diyor Ve daha sonra biz DEM Parti'ye gittik konuştuk, orada anlattık şimdi de devam edecek. Net bir durum var ortada. Önce bir ara seçim yapılacak mı yapılmayacak mı görelim. O ara seçimin yapılması için 30 milletvekiline yani %5'in boşalmış olmasına ihtiyaç ilk 30 aydadır. O tartışma dönemi bitti. Şimdi ara seçimin kaçınılmaz olarak yapılacağı dönemdeyiz. Son bir yıl olursa yapamayız. Ha bu ara seçim 1960'dan beri yapıldı. 1960'dan beri bundan İnönü kaçmadı, Demirel kaçmadı, Ecevit kaçmadı, Özal kaçmadı, Erbakan kaçmadı; Erdoğan kaçacak. Ne diyorlar? E kardeşim ara seçim son zamanlarda yapılmıyor ya... Bir kere yapılmıyor, zira ilk dönemleri hariç milletvekili seçim yılını 4'e indirdiği için o özensizlik içinde de ilk 30 ay yapılmaz, son bir yıla bulmaz maddesi durduğu için arada bu kırmızı dönemde ara seçim yapılacak 5 ay kalıyordu. Karar alsan 3 ayda yapsan zaten bir manası kalmıyordu. E şimdi yine 5 yıla çıktı. O kısa dönemler bitti.
Şimdi ara seçimin zamanı ve bu ara seçimin yapılacağı yerler belli. Ha, ara seçimin en geniş coğrafyada yapılmasını ister miyim? İsterim. Adımlar atar mıyım? Atarım. Ama sen bundan korktuğun için yani 'Ya Özgür Özel biz ara seçime gidince İstanbul'da, Bursa'da, Aydın'da, Adana'da, Antalya'da sandığı koyarsa; Adıyaman'da operasyon çektiğim şehirleri çok daha güçlü olarak kazanırsa, milletin darbeye tepki verdiği görülürse, bir de Türkiye'nin %70'inde 1. parti olup farkı bana 8 puan atarsa nasıl oturacağım o koltukta?' diye bakıyorsun.
Ama başka bir yere bakacağız şimdi. Günün en keyifli yerine geldik: Anayasa Madde 78; TBMM üyeliklerinde boşalma olması halinde ara seçime gidilir. Anayasa. Ara seçim her seçim döneminde bir defa yapılır. Anayasa. Yapılabilir demiyor, yapılır. Genel seçimden 30 ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak boşalan üyeliklerin sayısı üye tamsayısının %5'ini bulursa ara seçim 3 ay içinde yapılır. Yani o %5 ve 30, olağanüstü ara seçim. 'Hiç beklemeden 30 kişi boşalmış parlamentodan, ne bekleyeceksin 30 ay' diyor. Hemen yap. Ama zorunlu ara seçim dönemde bir kere ve bu üyeliklerde boşalma olduğu halinde gidilir. Sorumluluk kimin? Bütün Meclis'in. Başta Meclis Başkanı.
Buradan iddiam şudur: Bu ara seçim yapılacak! Yapılmasına görevi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı da görevini yapacak, komisyon da yapacak, genel kurul da yapacak. Ya da AK Parti; ara seçimden kaçan, sandıktan korkan; Afyon'un, Kastamonu'nun, İstanbul'un, Kocaeli'nin, Hatay'ın karşısına çıkamayan, milletten kaçan korkaklar olarak tarihe geçecek! Hodri meydan! Haydi bakalım!
Bu ara seçim, bu ara seçim erken seçimi getirecek! Bu ara seçim ya yapılacak ya korkaklar tarihe yazılacak! Hodri meydan!"
Kaynak:Cumhuriyet
SİYASET 07 Nisan 2026 Salı, 13:34
Benzer Haberler