"Cumhurbaşkanına hakaret" iddiasıyla 90 gündür Silivri'de tutuklu bulunan gazeteci Uludağ bugün ilk kez hâkim karşısına çıktı. Uludağ, duruşmaya SEGBİS ile katıldı. Savunmasına meslektaşlarını ve tutuklu gazetecileri selamlayarak başlayan Uludağ, devamında, "Cezaevinden yapılan bir yargılama sağlıklı olamaz. Asla pişman olunacak bir gazetecilik yapmadım. Bu dava, Anayasa'da güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğünün engellenmesinden ibarettir" dedi.
Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" iddiasıyla 20 Şubat'ta tutuklanan DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşmasında tahliye edildi.
Duruşma, Ankara 57'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nde saat 14.30'da başladı. Uludağ, Silivri Cezaevi'nden SEGBİS ile katıldı.
Ankara Barosu adına Baro Başkanı Mustafa Köroğlu davaya katılma talebini sundu.
Uludağ'ın salondaki izleyicileri görmek istemesi üzerine hakim, Silivri'deki görevliler aracılığıyla düzenlemeyi yaptırdı. Hakim, izleyicileri sessiz olmaları konusunda uyararak aksi halde yalnızca aile üyelerinin duruşmayı izlemesine izin verileceğini belirtti.
"ASLA PİŞMAN OLUNACAK BİR GAZETECİLİK YAPMADIM"
Alican Uludağ, 14.40'ta savunmasına başladı. Savunmasına meslektaşlarını ve tutuklu gazetecileri selamlayarak başlayan Uludağ, şunları söyledi: "Merdan Yanardağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp, son tutuklanan gazeteci Yelis Ayaz ve tüm tutuklu gazetecilere selam gönderiyorum. 90 gündür ailemden uzakta, Silivri Cezaevi'ndeyim. SEGBİS'le bağlanmaya yönelik itirazımı dile getirmeme rağmen duruşmaya buradan katılıyorum. Cezaevinden yapılan bir yargılama sağlıklı olamaz. Fethullahçıların döneminde zorlu koşullarda yargı muhabirliğini öğrendim. O gün de bugün de hiçbir çıkar grubunun gölgesinde gazetecilik yapmadım. O gün de tarihin doğru tarafındaydım, bugün de doğru tarafındayım. Asla pişman olunacak bir gazetecilik yapmadım. Gazeteciliği halkın çıkarı için yaptım. Bu dava, Anayasa'da güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğünün engellenmesinden ibarettir. Bu, halkın haber alma hakkının engellenmesidir."
İddianameyi hazırlayan savcıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uludağ, "Kim bu savcı? Basın savcısı mı? Hayır, terör savcısı. Terör savcısının gazeteciyle ne ilgisi olur? Gazeteci terörist mi?" dedi.
"BİR YARGI MUHABİRİ OLARAK BUNU YAZMAYACAK MIYIM?"
Uludağ, "Savcının delilden şüpheliye gitmesi gerekirken, şüpheliden delile gitmiş" ifadelerini kullandı. Savunmasına devam eden Uludağ, hakkında suçlamaya konu edilen 13 sosyal medya paylaşımının tamamının Ekim 2025 öncesine ait olduğunu söyledi. Bazı paylaşımlarını örnek gösteren Uludağ, "Savcı altını çizmiş. 90 gündür düşünüyorum. 'Sandıkta kaybettiğini yargı eliyle geri almaya çalışıyor' demişim. CHP'li belediyelere yönelik operasyonları kastettim. Burada hakaret nerede?" dedi.
Yargıdaki operasyonları sosyal medyada eleştirdiğini söyleyen Uludağ, Tayfun Kahraman örneğini vererek, "Hakkında iki Anayasa Mahkemesi kararı olmasına rağmen tutuklu. Cezaevine girdiğimde Tayfun Kahraman'ı gördüm. Gözlerinde adaletsizliğin verdiği duyguyu gördüm. Bir yargı muhabiri olarak bunu yazmayacak mıyım?" ifadelerini kullandı.
"PAYLAŞIMLARIM DIŞINDA SUÇLANDIĞIM BAŞKA BİR İDDİA DA YOK"
Uludağ, "İktidara yakın gazetecilere CHP'li belediyelerle ilgili bilgilerin sızdırıldığını yazmışım. Hâkim bey, bunun eksiği yok, fazlası var. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, bilgiye dayalı bu paylaşımımı yalanlamadı. Ama savcı bir yıl sonra çıkıp bunun dezenformasyon ve yalan olduğunu söylüyor" dedi. Yargı muhabiri olduğunu vurgulayan Uludağ, görevinin yargıdaki gerçekleri aktarmak olduğunu belirterek, "Sosyal medya paylaşımlarımın temel amacı bilgilendirmektir. Sosyal medya paylaşımlarım dışında suçlandığım başka bir iddia da yok" ifadelerini kullandı.
Uludağ, "Bir yargı muhabiri olarak yargıdaki operasyonları sosyal medyada eleştirmişim. Bunun neresi suç? Bilmek istiyorum. Gazetecinin görevi, halk adına devleti yönetenleri denetlemektir. Bu paylaşımlardaki temel amaç halkı bilgilendirmek ve uyarmaktır" dedi.
Uludağ, savunmasının sonunda, "Suç işlemedim, gazetecilik yaptım" diyerek tüm suçlamalardan beraatini talep etti. Ulufağ, son olarak, "Yaşasın gazetecilik" dedi.
AVUKATI SAVUNMAYA BAŞLADI: "BU AĞIR BİR HUKUKSUZLUK VE EZİYETTİR"
Alican Uludağ'ın ardından avukatı Abbas Yalçın, savunmasına başladı. Adil yargılanma hakkı ve gözaltı sürecindeki uygulamalara dikkat çeken Yalçın, Cumhurbaşkanı'nın dosyada hâlâ müşteki sıfatıyla yer almadığını belirterek, "Bu soruşturmayı kim istiyor? Tek kişi. Yetkili olmayan İstanbul'daki terör savcısı istiyor. Dosya Ankara'ya geldi ama Alican İstanbul'da bırakıldı" dedi.
Uludağ'ın gözaltı ve sevk sürecini de anlatan Yalçın, müvekkilinin evinden alınmasının ardından kısa sürede İstanbul'a götürüldüğünü söyledi. Yalçın, "Yol boyunca İstanbul Emniyeti'nden defalarca aranarak 'Neredesiniz, hadi' denildi. Alican, evinden alındıktan yaklaşık 20 saat sonra hücreye konuldu" ifadelerini kullandı.
Müvekkilinin 90 gündür tutuklu olduğunu belirten Yalçın, yüz yüze savunma hakkının engellendiğini savunarak şunları söyledi: "90 gündür gerçeği anlatmaya çalışıyoruz. Parasını cebinden ödeyerek duruşmaya gelip yüz yüze savunma yapmak istedi. 20 saat içinde İstanbul'a götürülüp tutuklandı ama duruşma için buraya getirilemedi. Bu ağır bir hukuksuzluk ve eziyettir. Kişiyi evinden yüzlerce kilometre uzakta tutmak eziyettir."
Savcı mütaalasını açıkladı. Savcı, tutukluluk halinin devamı talep etti.
İstanbul 26'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'nce, ikameti Ankara'da olan Uludağ hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Bürosu tarafından hazırlanan iddianame 1 Nisan'da kabul edildi ancak aynı mahkeme "yetkisiz olduğunu kabul ederek" dosyanın yetkili Ankara Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verdi.
Bu kararın ardından dosya Ankara'ya gönderildi. Uludağ'ın dosyası nisan ayında Ankara 57'nci Asliye Ceza Mahkemesi'ne ulaştı. Avukatları Akın Atalay, Tora Pekin ve Abbas Yalçın, aynı gün mahkemeye sundukları dilekçeyle gazetecinin tensiple tahliyesini talep etti. Ancak, mahkeme tahliye taleplerini reddetti, hazırladığı tensip zaptıyla tutukluluk halinin devamına hükmetti.
"TUTUKLAMA GEREKÇELERİNİN TAMAMI GEREK DIŞI"
Ankara'da görülen duruşmaya Uludağ'ın SEGBİS ile Silivri Cezaevi'nden katılmak zorunda bırakılmasına ise tepkiler geldi.
Alican Uludağ'ın avukatı Abbas Yalçın, dava öncesi dosyanın hâkiminin izinli olduğuna dikkat çekerek davaya başka bir hâkimin bakacağını söyledi. "SEGBİS kararı ile ilgili, dosyanın hâkimi olmadığı için bir karar verilmiş değil" diyen Yalçın, soruşturmanın yetkisiz bir şekilde İstanbul'da yürütüldüğünü belirterek "Ardındansa döndü dolaştı ve iddianamenin düzenlendiği gün İstanbul 26. Asliye Ceza yetkisizlik hususunu teyit etti. İstanbul'da soruşturmayı yürüten savcılığın yetkisiz yaptığı tüm işlemler de hukuka aykırı. İkameti Ankara'da olan birini almak, İstanbul'a getirmek, burada tutuklamak, bunların hepsinin hukuka aykırı olduğu kanıtlandı" ifadelerini kullandı.
Yalçın, "Tutuklama gerekçelerinin tamamı gerçek dışı. Kaçma şüphesi, delil karartma... Ortada karartılacak bir delil yok. Kaçma şüphesi zaten yok. Kapısı çalınarak alınan birinin kaçma şüphesi olduğunu söylemek değil hukuka, gerçeğe aykırı. Gazetecilere gözdağı verilerek 'Bakın sizi hukuka aykırı olsa da özgürlüğünüzden mahrum bırakırız' deniliyor. Alican'ın kendisi de gözaltına alındığı gün dile getirmişti" dedi.
BİR AN ÖNCE SERBEST BIRAKILMALI
Basın Konseyi, DİSK Basın-İş, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), gazeteci Alican Uludağ için dün Ankara Adliyesi önünde bir araya geldi. Yapılan açıklamada, Uludağ'ın bir anca önce serbest bırakılması talep edilirken duruşmaya SEGBİS ile değil, yüz yüze katılması gerektiği vurgulandı.
E-POSTA İHBARIYLA İFADE VERDİ
Gazeteci Şule Aydın, kimliği belirsiz bir kişinin 81 ilin emniyet müdürlüğüne gönderdiği e-posta ihbarı üzerine başlatılan soruşturma kapsamında ifade verdi. İhbarda Aydın hakkında "ajanlık", "casusluk", "karapara aklama" ve "suç örgütü faaliyeti" gibi hiçbir somut delile dayanmayan ağır suçlamalar yöneltildi. Konuyu Cumhuriyet'teki köşesinde anlatan gazeteci Barış Pehlivan'ın yazısına göre e-postada, Aydın'ın "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, Cumhurbaşkanı'nı, yargı mensuplarını ve Emniyet güçlerini hedef alan aşağılayıcı, alaycı, küçümseyici ve provokatif ifadeler kullandığı" iddia edildi. İhbarcı, Aydın hakkında cumhurbaşkanına hakaret, devletin kurumlarını aşağılama, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve casusluk suçlarından işlem yapılmasını istedi.
GÜNDEM 21 Mayıs 2026 Perşembe, 15:39
Benzer Haberler