CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında olduğu, 68 kişinin tutuklu yargılandığı 414 sanıklı İBB davasının 47'nci günü Silivri'de görülüyor. Medya AŞ'nin eski Genel Müdürü İpek Elif Atayman savunma yaptı. Atayman savunmasında, iddianamedeki suçlamaların 5'inden 4'ünün kendisinin görevde olmadığı sürece ait olduğunu belirtti.
Cumhuriyet'ten Engin Deniz İpek ve Batuhan Serim'in haberine göre, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 68'i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası 47'nci duruşma gününde devam ediyor. Bugünkü duruşma, Medya AŞ'nin eski Genel Müdürü İpek Elif Atayman'ın savunmasıyla başladı.
"SOYUT VE HATALI İSNATLARLA HUZURUNUZDAYIM"
Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker savunmasına, "Öncelikle üzerime atılı suçları işlemediğimi, hayatım boyunca yasalara uygun bir şekilde yaşadığımı belirtmek isterim" diyerek başladı. "Ne iddia edildiği gibi yasa dışı bir örgüte üye oldum ne de dolandırıcılık yaptım. 2021 yılı Mayıs ayında işe başladığım İBB iştiraki olan Medya A.Ş.'nin, hukuka uygun ve kamuya faydalı olacak şekilde faaliyetlerde bulunmasına özen gösterdim. Buna rağmen, hakkımda soyut ve hatalı isnatlarla huzurunuzdaki bu dava açılmış olup, bu iddiaların doğru olmadığını ortaya koymak adına savunma yapacağım" ifadelerini kullandı.
"ANNEM HAKSIZLIKLAR KARŞISINDA MECBUREN AKTİVİST OLDU"
15 aydır tutuklu olduğundan bahseden ve annesinin bu süreçte "mecburen aktivist olduğunu" söyleyen Türker, "Yapılan haksızlıklarla ilgili her türlü aktivite ve etkinliğe katıldı bize ses olmak için" diye ekledi. Medya AŞ Genel Müdürü olarak göreve başlamadan önce yaklaşık 30 yıl boyunca özel sektördeki kurumsal ve uluslararası tecrübelerinden bahseden Türker; Yapı Kredi, Petrol Ofisi, GSK ve HSBC gibi kurumlarda üst düzey görevlerde bulunduğunu, öğretim görevlisi olarak da üniversitelerde ders verdiğini anlattı.
"BURADA OLDUĞUM İÇİN ÜLKEM ADINA UTANÇ DUYUYORUM"
Çalıştığı şirketlerdeki SPK, Bakanlık ve Sayıştay gibi kurumlar da dahil tüm denetimlerden hiçbir olumsuz bulgu bulunmadan "alnının akıyla çıktığını" aktaran Türker, "Dolayısıyla böyle bir özgeçmiş ve kariyerle Medya A.Ş.'de bile isteye, şahsi işlerin altına imza atmam ya da bir örgüt hiyerarşisinde yer almam mümkün değildir. Bu nedenle burada durduğum için utanç duyuyorum ama kendi adıma değil de, ülkem adına utanç duyuyorum. Yoksa benim alnım ak, ben buradan da yüzde 100 beraat edeceğime inanıyorum, biliyorum" dedi.
"GÖREVE GELDİKTEN SONRA MAL VARLIĞIMDA EN UFAK BİR DEĞİŞİKLİK OLMADI"
Sahibi olduğu bütün mal varlığını, iş hayatına başladığı tarih olan 1998 yılından, Medya AŞ'de göreve başladığı tarih olan 2021'e kadar çalıştığı işlerden elde ettiğini vurgulayan Türker "Medya AŞ'de çalışmaya başladıktan sonra hayatımda, yaşamımda, mal varlığımda en ufak bir artış ya da değişiklik olmadı. Kayıtlara bakılsa bunlar kolaylıkla görülecektir" ifadelerini kullandı.
GÖZALTI SÜRECİNİ ANLATTI
"Vatan Emniyet'e girdiğimde 'ben buradan çıkamam' diye düşündüm, 'ölürüm' diye düşündüm, korkunç bir yerdi çünkü, cezaevi oradan iyidir" diyen Türker, "rüşvet almak" suçundan tutuklandığını ancak iddianamede tarafına böyle bir suçlama yapılmadığını söyledi.
"MEDYA AŞ KAR EDERKEN BİZ KASAYI BOŞALTMIŞ MI OLDUK YOKSA BU OPERASYON NEDENİYLE KAMU ZARARI MI OLUŞTU?"
İBB Davasında 7 kadın tutukludan biri olan Fatoş Pınar Türker, Medya AŞ'nin zarar eden bir şirketken, 2021 yılından itibaren kar eden ve cirosunu her sene neredeyse ikiye katlayan bir şirket haline geldiğini vurguladı.
Türker, iddianamede geçen "Medya A.Ş.'nin adeta kasası boşaltıldı" ifadesine tepki gösterdi. Türker, 19 Mart operasyonu sonrası Medya A.Ş.'nin büyük zarar gördüğünü, 220 milyon TL zarar ettiğini söyledi.
Türker, "Dolayısıyla acaba biz o koltuklarda otururken ve Medya AŞ kar ederken biz kasayı boşaltmış mı olduk, yoksa bu operasyon neticesinde 220 milyon TL zarar edince kamu zararı mı oldu? Onu sizin takdirinize bırakıyorum. Ama ez cümle kasası boşaltıldı şeklindeki söylem delilsiz ve soyuttur, bir ithamda bulunmak için altı boş olarak iddianameye konmuştur" dedi.
"BANA TALİMAT VEREBİLECEK İNSAN DAHA ANNESİNİN KARNINDAN DOĞMADI"
Ekrem İmamoğlu'nun İBB seçimlerini kazandıktan sonra iştirak şirketlerinin başına Beylikdüzü'nden bu yana tanıdığı isimleri getirdiği iddiasına da tepki gösteren Türker, şöyle devam etti:
"Ben daha önce Murat Ongun'u ya da Ekrem İmamoğlu'nu tanımıyordum. Beylikdüzü'nde çalışmadım, herhangi bir belediyede de çalışmadım. İştirak şirketlerinde ya da İBB'de çalışan bir arkadaşım, tanıdığım, akrabam, hiç kimse yoktur. Çalıştığım süre boyunca da iddia edildiği gibi bir örgütün varlığına şahit olmadım. Kimsenin bana kanunsuz bir iş yaptırması, emir veya talimat vermesi de mümkün değildir. Şimdi ben bu talimat kelimesini kamuda çok görüyorum. 'Onun talimatı', 'bunun talimatı...' Üst yöneticim benim görüşümü verebilir, önerisini sunabilir ama Ekrem Başkan da dahil, saygısızlık olarak değil ama talimat veremez. Bana talimat verebilecek bir insan da daha annesinin karnından doğmadı."
TÜRKER SAVUNMA YAPIYOR
İBB Davası aradan sonra, saat 15.00'te Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasıyla tekrar başladı.
ARA VERİLDİ
Saat 13.35'da davada ilk ara verildi.
İMAMOĞLU İLE JANDARMA PERSONELİ ARASINDA "İTME" POLEMİĞİ: "ARAÇ BOZUK DERKEN YALAN KONUŞTUNUZ ŞİMDİ DE AYNI ŞEYİ YAPIYORSUNUZ"
Ekrem İmamoğlu, İBB Davası'na verilen arada salondan ayrılırken izleyicilere "Tam yol ileri" diye bağırarak aşağı inen merdivenlere yöneldi. Bu esnada konuşmasını kısa sürdürmesini talep eden jandarma personelleri, İmamoğlu'nu salon dışına yönlendirirken ellerini kullandı. Bunun üzerine İmamoğlu kısa süreli olarak dengesini kaybederek sendeledi. Yaklaşık bir merdiven aşağı düşen İmamoğlu, duruma yoğun tepki gösterirken görevli jandarma personellerine "Beni hanginiz itti?" diye bağırdı. Jandarma personelleri ittiklerini reddederken "Araba bozuk derken de yalan konuştunuz şimdi de aynı şeyi yapıyorsunuz. Bir daha yapmayın, suç duyurusunda bulunurum" diye tepki göstererek salondan ayrıldı.
ATAYMAN'IN AVUKATI ANLATTI: "AVUKAT, SAVCIYI TANIDIĞINI SÖYLEYİP TEKLİF SUNDU"
Elif Atayman'ın savunmasının ve çapraz sorgulamasının tamamlanmasının ardından avukatı Faik Eren Kaptan söz aldı.
Kaptan, soruşturma sürecinin başından itibaren hukuka aykırılıklar yaşandığını öne sürdü. Atayman'ın telefonuna el konulurken CMK 134'e aykırı biçimde imaj kopyasının verilmediğini, gözaltı sürelerinin aşıldığını ve tutuklama kararında kanunda bulunmayan "suç örgütüne üyAe olmaya teşebbüs" ifadesinin yer aldığını belirtti. Ayrıca cezaevinde Atayman'ı ziyaret eden bir avukatın savcıyı tanıdığını söyleyerek ifade sürecini "çözebileceğini" iddia ettiğini, müvekkilinin bunu kabul etmediğini aktardı.
Kaptan, "Burada birçok kişinin başına geldiği gibi bir benzeri benim müvekkilimin de başına geliyor ve cezaevinde bir avukat ziyareti yapılıyor. Bu avukat 'çözebileceğini' söylüyor. Savcıyı tanıdığını söyleyerek bir talepte bulunuyor ve müvekkil bunu kabul etmiyor. Bize söylediğinde de 'Yani böyle şey mi olur?' diyoruz ve o süreç orada sonlanıyor" dedi.
İddianamenin özensiz ve aceleyle hazırlandığını savunan Kaptan, bazı tanık ve etkin pişmanlık ifadelerinin tekrarlarla ve kopyala-yapıştır yöntemleriyle dosyaya konulduğunu ileri sürdü. Atayman'ın yalnızca Medya A.Ş.'de görev yaptığı için örgüt üyesi gibi gösterildiğini söyleyen Kaptan, müvekkilinin örgütün varlığından haberdar olduğuna, örgüte katıldığına, emir aldığına ya da örgütsel hiyerarşi içinde hareket ettiğine dair somut delil bulunmadığını ifade etti.
Kaptan, Atayman'ın 15 aydır tutuklu olduğunu, tutukluluğun cezalandırmaya ve eziyete dönüştüğünü söyledi. Müvekkilinin Afyon'a 500 kilometrelik mesafeye kelepçeli şekilde nakledildiğini, yeniden aynı koşullarda gönderilmesinin "modern işkence" anlamına geleceğini belirtti.
Elif Atayman'ın diğer avukatı Mehmet Ümit Erdem, iddianamede Atayman'ın hangi somut eylemle örgüt hiyerarşisine dahil olduğunun, hangi rüşvet ilişkisi içinde yer aldığının ya da hangi dolandırıcılık fiilini gerçekleştirdiğinin ortaya konulamadığını savundu. Atayman'ın suç isnatları nedeniyle değil, Medya A.Ş.'deki görev ve unvanı nedeniyle yargılamanın merkezine yerleştirildiğini öne sürdü.
Atayman'ın Medya A.Ş.'de genel müdür ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, yetkilerinin şirket iç yönergeleri ve çift imza sistemiyle sınırlandırıldığını anlatan Erdem, müvekkilinin ihale süreçlerinde teknik detayları belirleyen ya da tek başına karar veren kişi olmadığını söyledi. Şirket içindeki ast-üst ilişkisinin suç örgütü hiyerarşisi olarak gösterildiğini savunan Erdem, Atayman'ın Murat Ongun ve diğer yöneticilerle kurduğu iletişimin kurumsal koordinasyondan ibaret olduğunu, örgütsel faaliyetlere ilişkin hiçbir somut delil bulunmadığını dile getirdi.
Tutukluluk koşullarına da değinen Erdem, Atayman'ın 15 aydır tutuklu bulunduğunu, Afyon Cezaevi'ne sevk sürecinde ciddi mağduriyetler yaşadığını ve bu konuda yaptıkları suç duyurularının sonuçsuz kaldığını söyledi. Tutukluluk kararlarında kullanılan "kaçma şüphesi" ve "suçun vasıf ve mahiyeti" gibi gerekçelerin somutlaştırılmadığını belirten Erdem, Atayman hakkında doğrudan suç isnadı bulunmadığını, mevcut delillerin suçlamaları desteklemediğini savunarak müvekkilinin tahliyesini ve beraatini talep etti.
İMAMOĞLU: "BİR ERKEK OLARAK BURADA KADINLARDAN ÖZÜR DİLİYORUM"
Atayman'ın savunmasını tamamlamasının ardından çapraz sorgulamasına geçildi.
İmamoğlu: "Bildiğim kadarıyla siz Medya AŞ'nin ilk kadın genel müdürüsünüz, değil mi?"
Atayman: "Evet."
İmamoğlu: "Genel müdürlük yaptığınız süreçte sizinle bazı toplantılarımız oldu. Medya AŞ ve diğer iştiraklerde ya da kurumlarda yöneticilerle olduğu gibi, kurumun iyileşmesi, işinin güçlenmesi ya da faaliyetlerinin daha kaliteli hâle gelmesinin dışında herhangi bir gündemimiz oldu mu sizinle? Ya da herhangi başka bir konu, iddianamede süreci anlatan dilin kullandığı çerçevede bir gündemimiz oldu mu sizinle?"
Atayman: "Olmadı Başkanım."
İmamoğlu: "Elif Hanım, bir de örgüt üyesi olduğunuzu öğreniyorum suçlamada. Çünkü ben bu dünyada böyle bir kara leke diye tarif ettiğim bu iddianamenin bir sayfasını bile okumadım. Tekrar ifade edeyim. Buradan takip ediyorum ve sizin de örgüt üyesi olduğunuzu öğrenmiş oldum. Öylesiniz galiba?"
Atayman: "Öyle iddia ediliyor."
İmamoğlu: "Kaç ay kaldınız Silivri'de? Ondan sonra ne kadar..."
Atayman: "Başkanım, Silivri'de iki ay hücrede kaldım. Daha sonra koğuşa aldılar. Hemen akabinde de Afyon'a sevk ettiler. On ay Afyon'da kaldım."
İmamoğlu: "On ay oradasınız. Sayın Başkan, sayın heyet; biz kadın yönetici konusunda çok hassas davrandık ve bir anda dört-beş kat daha fazla kadın yönetici atadık. Kadın çalışan konusunda da hassas davrandık. Ben bunları savunmamda anlatacağım ama bugün de bahsetmem gerekiyor. Çünkü farklı bir gözle bakmanız gerektiğini düşünüyorum.
Burada bulunan ve bulunmayan şirketlerde ilk kez kadın genel müdürler görev yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde ilk kez kadın genel sekreter yardımcıları görev yaptı. Tarihinde diyorum bu arada, dikkatinizi çekerim.
Ve ben Elif Hanım'a ve diğer bazı arkadaşlarımıza yapılan bu süreci takip ederken, ne ifade edeyim; annemin gözüne bakarmış gibi, kız kardeşimin gözüne bakarmış gibi, eşimin ya da kızımın gözüne bakarmış gibi meseleyi kavramaya ve anlamaya çalıştım. Sizler burada bir karar vereceksiniz. Ben Elif Hanım'a ve onun gibi bazı arkadaşlarımıza yapılan talihsiz muamelenin, kadına karşı şiddeti ve kadına karşı psikolojik bir düşmanlığı besleyen bir altyapısı olduğunu düşünüyorum.
Meseleyi burada derin siyasi süreçler olarak kavramaya çalışmayacağım. Ama şu tarafıyla kavrıyorum: Kendi aile fertlerinin kariyeri için bile çırpınan bazı insanların aldığı bu kararları acilen telafi etmeniz şarttır. Masum kadınlara yapılan bu zalimliği hem kınıyorum hem de gerçekten, sanki anneme yapılmış, kız kardeşime yapılmış, kızıma yapılmış gibi görüyorum. Lanetliyorum. Bu durumun da takipçisi olacağımı ifade ediyorum. Bir erkek olarak da burada kadınlardan özür diliyorum. Sizin de hakkaniyetle bu süreci sona erdirmenizi diliyorum."
"BEŞ SUÇLAMANIN DÖRDÜ GÖREVDE OLMADIĞIM DÖNEMDEN"
Atayman, İddianamede beş eylemle suçlandığını ancak bunlardan dördünde görevde bile olmadığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı:
"İddianamede hakkımda ileri sürülen suçlamalar beş farklı eylemle ilgili. Bunlardan sadece 118. eylem, Medya A.Ş.'deki 02.08.2019 ile 11.04.2021 tarihleri arasında, yani 21 aylık genel müdürlük görevim dönemini kapsamaktadır. Diğer dört eylem ise 73, 85, 89 ve 106 numaralı eylemler olup genel müdürlük görevimden ayrıldıktan sonra şirkette temsili bir görev olan yönetim kurulu üyeliği yaptığım 11.04.2021 ile 05.08.2024 tarihleri arasındaki döneme aittir.
2025 yılında bir görevim olmamasına rağmen rüşvet ve dolandırıcılıkla suçlanmamın büyük bir haksızlık olduğunu belirtmek isterim. Zor şartlar altında iddianameyi incelerken kimden rüşvet aldığımı ve neden rüşvet aldığımı anlayamadım. Davada itirafçı olarak yer alan kimse de adımı anmıyor ve beni tanımıyor.
"DELİLE DAYANMAYAN BİR KURGUDAN İBARET"
21 aylık genel müdürlüğüm dönemi hangi anında rüşvet aldığımın açıkça ortaya konulmasını talep ediyorum. Rüşveti kimden almışım, aracılık etmişim, rüşvetin tutarı nedir, hangi yolla nereye para aktarmışım, bunların hiçbirinin cevabı yok. Bu iddia delile dayanmadan bir kurgudan, delile dayanmayan bir kurgudan ibarettir.
"17 YAŞIMDAN BERİ ÜLKEM İÇİN ÇALIŞAN LİYAKATLİ BİR TÜRK KADINIYIM"
İddia edilen suçları ne doğrudan ne iştirakle işledim. 17 yaşımdan beri ailem için, ülkem için çalışan liyakatli bir Türk kadınıyım. 9700 iş gününü fiilen çalışarak Aralık 2024'te emekli oldum. Hayatım boyunca avukatım olmadı. Gözaltına alındığım üçüncü gün arkadaşlarım avukatlarımı buldular. Bir yılı aşkın süredir haksız yere tutukluyum. Verilecek hiçbir karar, böyle bir iddianameyle aylarca ülkenin öbür ucunda tutuklu kalmamın yol açtığı zararı gidermeyecektir. İşlemediğim suçlar nedeniyle daha fazla cezalandırılmak istemiyorum. Yargılama neticesinde hakkımda sürülen, hakkımda ileri sürülen bu haksız suçların hepsinden beraat kararı verilmesini talep ederim."
"İSTANBUL'DAN AFYON'A 8 SAAT ELLERİM KELEPÇELİ OLARAK KAFES GİBİ BİR KABİNDE GÖTÜRÜLDÜM"
"Hiçbir şekilde suç işlemediğime, hiçbir suç örgütüne üye olmadığıma emin olarak hakkımdaki suçlamaları bilmeden, anlamadan ömrümün 15 ayını çok zor bir şekilde geçirdim" ifadelerini kullanan Atayman, "İlk tutuklandığımda Silivri'de hücrede kaldım. Daha sonra koğuşa aktardılar ancak hemen ardından zorlu bir yolculukla bayram arifesinde Afyon'a götürdüler. Bu yolculuk 8 saat, ellerim kelepçeli bir hâlde kafes gibi bir kabinde sürdü. Cezaevine ulaştığımda bileklerim morarmıştı. Yaptığım suç duyurusundan da herhangi bir sonuç çıkmadı. Çoğu madde bağımlısı ve satıcısı kişilerin olduğu kalabalık koğuşta günlerce yerde yattım" dedi.
"AFYON'DAN SİLİVRİ'YE NAKLİM REDDEDİLDİ"
Atayman, savunmasına şu sözlerle devam etti:
"Hiçbir bağlantım olmayan Afyon'daki cezaevinde oğlumdan, annemden, babamdan uzakta, avukatlarımla oldukça sınırlı iletişim kurarak bugünlere geldim. Bu dosyanın en uzağa sürülen sanığı oldum. Bugün aradan 15 ay geçmiş olmasına rağmen mevcut durumunda bir iyileştirme olmamasından dolayı hâlâ bu sürece muhatabım. Geçici olarak Silivri'deyim. Geçtiğimiz günlerde bir gazetecinin neden Ankara'dan İstanbul'a getirildiği ve İstanbul'da tutuklu olduğu Sayın Adalet Bakanı'na suçun işlendiği yerin önemli olduğu ve o nedenle İstanbul'da tutuklu olduğunu söylemişti. İşlediğim iddia eden suçların tümü İstanbul'da ancak ben Afyon'dayım. Afyon'da tutuklanmadım. Talep etmememe rağmen Silivri'den Afyon'a götürüldüm ve Silivri'ye geri nakil talebim de reddedildi. Burada büyük bir çelişki ve hukuka aykırı bir uygulama olduğunu vurgulamak isterim."
SİYASET 09 Haziran 2026 Salı, 17:27
Benzer Haberler