İBB Davası'nda kısıtlama! CHP Sözcüsü Zeynel Emre: 'Kaldı ki şu ikiyüzlülüğe de bir kez daha işaret etmek gerekiyor...'

GÜNDEM, 16 Mart 2026 Pazartesi, 20:00

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, İBB davasındaki kısıtlamalara ilişkin bir soruya "Mahkemeler herkese açıktır. İzlenir, dinlenir, haber yapılır. Elbette mahkemelerin bir düzeni vardır. Oradaki düzenden mahkeme başkanı sorumludur. Gelenler de o kurallara uymakla yükümlüdür. Bu konuda bir tartışma yok" dedi.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, gündeme ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Emre, Türkiye'ye yönelik İran'dan gönderilen füzelerin NATO unsurları tarafından düşürüldüğünü belirterek şöyle konuştu:

"Ülkemize yönelik üçüncü füze gönderildi ve bu üç füze de NATO unsurları tarafından düşürüldü. Buradaki olumlu taraf, herhangi bir can ve mal kaybının yaşanmamış olmasıdır. Ancak bu kriz Türkiye'nin güvenliğini, ekonomisini ve iktidarın sürekli anlattığı, iyi yönettiğini iddia ettiği güvenlik şemsiyesinin kapasitesini test eden bir tabloya dönüşmüş durumdadır."

Malatya Kürecik'te Patriot füzelerinin konuşlandırılmasına karar verildiğini belirten Emre, "Artık bu mesele yalnızca bölgede bir gerilim var meselesinin ötesine geçmiş durumda. Savaş fiilen sınırımızda. Biz bu tabloya yeterince hazırlıklı mıydık? Bu tabloyu öngördük mü? Türkiye bu süreci nasıl yönetti?" sorularını yöneltti.

Türkiye'nin NATO'nun güçlü bir üyesi olduğunu vurgulayan Emre, NATO unsurlarının füzeleri düşürmesinin memnuniyet verici olduğunu söyledi. Türkiye'nin savunma politikalarına ilişkin eleştirilerde bulunan Emre, "2017'de Rusya ile yaklaşık 2,5 milyar dolarlık bir anlaşmayla S-400 füzeleri aldık. O süreçte bunun bir beka meselesi olduğu ifade edildi. Patriot füzelerinin bize verilmediği söylendi. Ancak emekli büyükelçilerden bazıları geçtiğimiz günlerde 'Patriot füzeleri pekâlâ alınabilirdi veya NATO altyapısına uyumlu alternatifler geliştirilebilirdi' dedi" ifadesini kullandı.

"UZMANLARA GÖRE TÜRK SAVUNMA SANAYİSİNİN KAYBI YAKLAŞIK 9 MİLYAR DOLAR CİVARINDA"

S-400 alımının ardından Türkiye'nin F-35 programından çıkarıldığını ve CAATSA yaptırımlarına maruz kaldığını hatırlatan Emre, "Bugün gelinen noktada KAAN uçağının motorunu dahi üretemez hale geldik. Uzmanlara göre Türk savunma sanayisinin kaybı yaklaşık 9 milyar dolar civarında" dedi.

"S-400'LER HANGİ AMAÇLA BİZDE DURUYOR?"

Emre, "Keşke vatandaşlarımızın yüreğine su serpen bir gelişme olarak bu füzeler bizim kendi yerli savunma sistemlerimiz tarafından düşürülmüş olsaydı. NATO'nun güvenlik şemsiyesi devreye giriyorsa o zaman S-400'ler hangi amaçla bizde duruyor?" sorusunu yöneltti.

"SAVAŞIN HENÜZ İKİNCİ HAFTASINDA BRENT PETROL 100 DOLAR SEVİYESİNE GELMİŞ DURUMDA"

Emre, Merkez Bankası'nın petrol fiyatı tahminlerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek, "Merkez Bankası'nın 12 Şubat 2026 tarihli enflasyon raporunda 2026 yılı için ham petrol fiyatı yaklaşık 61 dolar olarak varsayılmış. Orta Vadeli Program'da Brent petrol için yaklaşık 65 dolar varsayımı yapılmış. Bugün ise savaşın henüz ikinci haftasında brent petrol 100 dolar seviyesine gelmiş durumda" dedi.

Emre, bu durumun ekonomi yönetiminin riskleri doğru okuyamadığını gösterdiğini savunarak, "Siz 60 dolar üzerinden enflasyon hesabı yaparsanız hiçbir tahmininiz tutmaz. Savaşın enerji faturası, lojistik problemleri ve bunun gıda fiyatlarına yansıması hesaplanamaz" dedi.

Emre, "Türkiye'nin ihtiyacı hamasi söylemler değil, uluslararası hukuku savunan, ülkeyi bir cephe hattına dönüştürmeyen ve enerji güvenliğini güçlendiren bir yönetim anlayışıdır" diye konuştu.

"İLK HAFTA YAŞADIKLARIMIZ İSE BİZİ HEYETİ İNCELEMEYE SEVK ETTİ"

Silivri'de görülen İBB davasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Emre, davanın büyüklüğüne dikkati çekerek şu ifadeleri kullandı:

"Silivri'deki yargılamanın ilk haftasına baktığımızda, böylesine bir davada beklentimiz şuydu: Gerçekten çok yetkin, yıllarca ağır ceza mahkemelerinde başkanlık ve üyelik yapmış, hayatını ceza hukukuna vermiş, hem doktrin hem uygulama anlamında ciddi bilgi, birikim ve deneyime sahip isimlerin bu süreci yönetmesi gerekirdi. Çünkü Türkiye yargı tarihinde böyle bir dava çok istisnai bir dosyadır. 402 sanığın olduğu, 5 müştekinin bulunduğu, 107 kişinin tutuklu olduğu, yaklaşık 4 bin sayfalık iddianamenin ve ek klasörlerle birlikte yüz binlerce sayfalık evrakın bulunduğu bir dosyadan söz ediyoruz. Bunlar incelenecek, değerlendirilecek, avukatlar dinlenecek, sanıklar dinlenecek, talepler alınacak, usule uygunluk takdir edilecek. Hangi delillerin toplanacağı, tanık dinletilip dinletilmeyeceği, bilirkişiye ihtiyaç olup olmadığı değerlendirilecek. Hal böyleyken çok tecrübeli isimleri beklerdik. İlk hafta yaşadıklarımız ise bizi heyeti incelemeye sevk etti.

"MAHKEME BAŞKANI VE ÜYELER, EN AZ 20-25 YILLIK AĞIR CEZA TECRÜBESİ OLAN İSİMLERDEN SEÇİLSİN"

Acaba bırakıp kaçmak mı istiyorlar? Bırakıp gitmek mi istiyorlar? Bu kadar tutarsız uygulama karşısında biraz empati yapın. Orada bir yıldır tutuklu insanlar var. Aileler var. Bu insanlar duygularını ifade etmek istiyor. Bayramdan önce tahliye olur muyum umudu taşıyanlar var. Dolayısıyla ben buradan özellikle Cumhur İttifakı'na mensup milletvekillerine ve hukukçu milletvekillerine sesleniyorum: Bu dosyadaki usulü, bugüne kadar gördüklerimizi normal karşılıyor musunuz? Böyle bir dosyayı bu heyet nasıl bitirecek? O nedenle HSK'ya da çağrı yapalım: Belli ki bu iş böyle yürümeyecek. Yetkin üyeler görevlendirilsin. Mahkeme başkanı ve üyeler, en az 20-25 yıllık ağır ceza tecrübesi olan isimlerden seçilsin. Bu heyetin burayı yönetemeyeceği çok açık. İş iyice hukuk adına bir garabete dönüşüyor."

"MESELE BU ÜLKEDEKİ SEÇME VE SEÇİLME İRADESİNE SALDIRIDIR"

Silivri'de görülen davanın yalnızca bir yargılama olmadığını savunan Emre, davanın Türkiye'nin demokratik düzeni açısından önemli olduğunu belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu dava Türk demokrasi tarihi açısından en önemli davalardan biridir. Buradaki mesele bir belediye başkanı şahsının ötesine geçmiştir. Mesele, iktidar alternatifi haline gelmiş, halktan en çok oyu alan Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve onun temsil ettiği siyasi hattın önünün hangi yollarla kesilmek istendiği meselesidir. Mesele bu ülkedeki seçme ve seçilme iradesine saldırıdır. Mesele yerel seçim iradesinin tanınmamasıdır. Buradaki mesele demokrasiyi savunmaktır. O nedenle şeffaf bir şekilde halkın hakemliğine ihtiyaç vardır. Bütün bunları görmemiz gerekiyor."

"MERKEZ BANKASI, DÖVİZİ KONTROL ALTINDA TUTABİLMEK İÇİN 60 MİLYAR DOLAR REZERV ERİTTİ"

Emre, "Bu işin ülkemize ekonomik olarak da ciddi zararı oldu. Sayın İmamoğlu'nun gözaltına alınmasının ardından Türk lirası yüzde 12,7 değer kaybetti. Dolar 42 seviyesini gördü. Borsa İstanbul'da BIST 100 yaklaşık yüzde yedi düştü. Bankacılık hisselerinde yaklaşık yüzde 10 düşüş yaşandı. Türkiye'nin risk primi, yani CDS'i 250'den 383'e çıktı. Merkez Bankası, dövizi kontrol altında tutabilmek için 60 milyar dolar rezerv eritti ve politika faizi de 17 Nisan'da yeniden yüzde 46'ya çıkarılmak zorunda kalındı. Peki bunun bedelini kim ödüyor? Üretici ödüyor, sanayici ödüyor, esnaf ödüyor, asgari ücretli ödüyor, emekli ödüyor. Bu bedeli bu ülkenin zaten zor durumdaki yurttaşları ödedi" dedi.

Emre, "Bunlar yaşanmamış olsaydı bugün 9,5 milyon asgari ücretli çok daha yüksek maaş alabilirdi. Emekli 20 bin liranın çok daha üstünde maaş alabilirdi. Çünkü yaşadığımız bu kur şokları, rezerv kaybı, borsadaki düşüş, artan borçlanma maliyetleri, yükselen risk primi, kaçan yabancı yatırımcı ve engellenen projeler büyük bir ekonomik yıkım yarattı. Uzmanlar yaklaşık 250 milyar dolarlık bir zarar hesaplıyor" ifadesini kullandı.

"MAHKEMELER HERKESE AÇIKTIR"

Emre, İBB davasındaki kısıtlamalara ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

"Mahkemeler herkese açıktır. İzlenir, dinlenir, haber yapılır. Elbette mahkemelerin bir düzeni vardır. Oradaki düzenden mahkeme başkanı sorumludur. Gelenler de o kurallara uymakla yükümlüdür. Bu konuda bir tartışma yok. Ancak siz o kadar karmaşık bir soruşturma yürüttünüz, o kadar zayıf delillerle ve haksız ithamlarla seçilmiş insanları tutukladınız ki; buna uygun fiziki şartları sağlamak ve yetkin hâkim-savcıları görevlendirmek sizin sorumluluğunuzdaydı, bize ait değildi.

Kaldı ki şu ikiyüzlülüğe de bir kez daha işaret etmek gerekiyor. 'Duruşmalar canlı yayınlansın' deniliyor ama geçtiğimiz hafta biz bu konuda verdiğimiz kanun teklifini yine Cumhur İttifakı'nın oylarıyla reddedildi. Söylenen ile yapılan arasındaki makas giderek açılıyor.

"ALENİ HUKUKSUZLUKLARA DA İTİRAZ ETMEK ZORUNDAYIZ"

Bizden kaynaklı hiçbir problem olmadı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin 2 milyon üyesi, milyonlarca seçmeni var. Biz oraya kitlesel bir çağrı yapmadık, yapmıyoruz. Nöbet usulüyle sadece seçim işleri ekibimiz gidiyor. Kimseyle tartışmaya girmiyoruz, girmek de istemiyoruz. Ama orada gördüğümüz aleni hukuksuzluklara da itiraz etmek zorundayız. Bunu yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.

HSK'ya bir kez daha çağrıda bulunuyorum. Evet, ülkede tarafsız ve bağımsız bir yargı yok. Evet, bütün bunlar halk desteğini kaybeden iktidarın ve Erdoğan'ın siyasi ikbali için yapılıyor. Ama en azından gelin, şu yargılamayı izleyin. Bu yargılama böyle nasıl bitecek?"

"GİZLİ BİR ŞEY KONUŞULACAK OLSAYDI ZATEN KAMUOYUNA DUYURULMAZDI"

Emre, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, AKP'li Bülent Arınç ile görüşmesine ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in açıklamalarına ilişkin soruya da şu yanıtı verdi:

"Sayın Arınç ile Sayın Özel'in görüşmesi iki Manisalı hemşehrinin görüşmesidir. Daha önce de zaman zaman gerçekleşen görüşmeler bunlar. Sanki çok gizli, özel bir görüşmeymiş gibi davranılıyor. Eğer gizli bir şey konuşulacak olsaydı zaten kamuoyuna duyurulmazdı. Şuna da açıkçası anlam veremiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi tarihin en ağır saldırıları altında. Her gün yeni bir operasyonla uyanıyoruz. CHP'ye yönelik her gün yeni haksızlıklar yaşanıyor. Böyle bir ortamda şantaj, pazarlık gibi asılsız dedikoduların ortaya atılması gerçeği yansıtmıyor. Biz çok şeffaf bir partiyiz. Ne olsa yurttaşlarımızla paylaşıyoruz. Çünkü biz şuna inanıyoruz: Bugünün dünyasında gerçeği bilme hakkı aynı zamanda bir insan hakkıdır. İnsanlar siyasetçilerin ve partilerin yaptıklarını bilmelidir. Biz de bu şeffaflıkla yolumuza devam edeceğiz.

"BÖYLE KONUŞAN BİR KİŞİ NASIL ÇOCUKLARA ÖRNEK OLACAK?"

Bir Milli Eğitim Bakanı düşünün. Milyonlarca öğrenciden sorumlu. Bana sorsanız Türkiye'nin en büyük beka sorunlarından biri nedir diye, yaklaşık 20 milyon öğrencinin geleceğe hazırlanması derim. Bu çocukların eğitimde geri kalmaması, dünyayla yarışabilecek seviyeye gelmesi gerekir. Ama bugün bakıyoruz; çocuklar yetersiz beslenme sorunuyla karşı karşıya kalıyor, şiddet olaylarıyla karşılaşıyor, eğitimde fırsat eşitliği ortadan kalkıyor. Zengin bir ailenin çocuğu ile yoksul bir ailenin çocuğu arasındaki makas giderek açılıyor. Cumhuriyet'in fırsat eşitliği anlayışı bu iktidar döneminde ortadan kalkıyor. Bir de kullanılan dil ve üslup meselesi var. Şiddet dili, hakaret dili... Oysa en iyi örnek olması gereken kişi Milli Eğitim Bakanı'dır. Ama öyle bir üslupla konuşuyor ki insanın midesi bulanıyor. Siz kalkıyorsunuz, bu ülkenin ilk partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı'na, dünyanın en köklü partilerinden birinin liderine hitaben öyle bir üslupla konuşuyorsunuz ki burada tekrar etmekten utanç duyarım. Böyle konuşan bir kişi nasıl çocuklara örnek olacak? Böyle bir üslupla görevde kalması nasıl mümkün olacak?"

GÜNDEM 16 Mart 2026 Pazartesi, 20:00

Benzer Haberler

Göğsüne bisiklet gidonu saplanan çocuk hayatını kaybetti

Eskişehir'de elektrikli bisiklet sürerken...

LaLiga'dan oyuncuların piyasa değerleri güncellendi! Arda Güler ilk 10'da!

İspanya LaLiga'da sezonun ilk piyasa değeri...

Ekrem İmamoğlu'ndan Ömer Günel'in tutuklanmasına tepki: Türkiye Savcılığı kuruldu da haberimiz mi...

Kuşadası Belediye Başkanımız Ömer Günel'in...

Galatasaray'dan Gabriel Sara'ya tebrik mesajı

Galatasaray, Brezilya Milli Takımı'na davet...

Bakanlıktan Hürmüz ve uçuş iptalleri açıklaması

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Basra...

Adıyaman'da 2 araç çarpıştı: 5 yaralı

Adıyaman'da hafif ticari araç ile otomobilin...