Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Silivri Cezaevi'nden verdiği röportajda cumhurbaşkanı adaylığının kesin bir biçimde sürdüğünü vurguladı. Diploma davasını "hukuk tarihinin kara lekesi" olarak nitelendiren İmamoğlu, CHP lideri Özgür Özel hakkında da konuştu.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Silivri Cezaevi'nden T24'ten Cansu Çamlıbel'in sorularını yanıtlayan İmamoğlu, "Adaylığım kesin biçimde devam etmektedir" dedi.
İmamoğlu, kendisinin katılamadığı, özgür bir şekilde yarışamadığı bir seçimi "Cumhurbaşkanı'nın meşruiyetinin bittiği" bir seçim olacağını savundu.
İmamoğlu, röportajda hem kendi siyasi geleceğine hem de Türkiye'nin gidişatına yönelik değerlendirmelerde bulundu.
"DİPLOMA DAVASI" AÇIKLAMASI
Hakkındaki diploma davasına ilişkin açıklamalarda bulunan İmamoğlu, bu davayı "hukuk tarihinin kara lekesi" olarak nitelendirerek devlet kurumlarına duyduğu güvenin kötüye kullanıldığını belirtti.
İmamoğlu şunları söyledi:
"Diploma davası, hukuk tarihimizin gördüğü en büyük kara lekelerden biridir. Devlet kontenjan açıyor; belgelerimi eksiksiz ibraz ediyor ve yatay geçiş hakkı kazanıyorum. Bırakın lisansı, aynı üniversitede yüksek lisans bile yapıyorum. Bütün bunları yaparken devletin kurumlarına ve adaletine güvendim ben. 19 yaşında bir genç olarak, devletin ilanına, evraklarına ve onayına güvenmeyip kime güvenelim Allah aşkına? Biz devleti hep güvenilir bildik; vatandaşını, gencini, yaşlısını korur kollar diye öğrendik.
Fakat maalesef ki bugün bir avuç muhteris, devletimizin yargısını, kurumlarını istismar ederek 35 yıllık diplomamı almaya çalışıyor. Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı adayı olduğunuzda, helal olan haram edilmek isteniyor. Bu kumpas, net bir kara lekedir. Yalnız benim haklarım değil, devletin yargısının ve kurumlarının şeref ve namusu, güvenilirliği de söz konusudur. Biz inşallah siyasi tarihimize ve hukukî değerlerimize bu kara lekenin sürülmesine izin vermeyeceğiz. "
"BİZİM KİM ADAY OLACAK GİBİ BİR ENDİŞEMİZ YOK!"
İmamoğlu, adaylığının kişisel bir tercih değil, milyonlarca yurttaşın iradesi olduğunu vurgulayan İmamoğlu, diploma davasının henüz sonuçlanmadığını belirterek sürecin sürdüğünü söyledi.
İktidarın anayasal dönem sınırlamasını nasıl aşmayı planladığını sorgulayan İmamoğlu, sandıktan kaçılmaması gerektiğini dile getirdi:
"Adaylık meselesine gelince, ben kendi irademle değil, 15,5 milyon vatandaşımızın iradesiyle Cumhurbaşkanı adayı oldum. Yetkiyi millet verir, millet alır. Diploma davası henüz sonuçlanmamıştır. Adaylığım kesin bir biçimde devam etmektedir. Ancak sonuç ne olursa olsun Cumhuriyet Halk Partisi, milletin iktidarını kurmak için milletimize karşı üzerine düşen vazifeyi yapacaktır.
Onlarla yol arkadaşlığı yapmaktan onur duyduğum Sayın Genel Başkanım Özgür Özel ve Sayın Başkan'ım Mansur Yavaş, Türkiye'nin önemli değerleri. Cumhuriyet Halk Partisi, birçok Cumhurbaşkanı adayı çıkarabilecek kalitede ve kalibrede bir partidir.
İnanın bizim kim aday olacak gibi bir endişemiz yok! Fakat iktidardakilerin Anayasa'mızdaki dönem şartını nasıl aşacağını çok merak ediyorum. Eğer adaylıkta ısrar ediyorsa; 15,5 milyon insanımızın iradesine halel getirmeyecekti, sandıkta karşıma çıkmaktan korkmayacaktı.
'400 MİLLETVEKİLİ HÜLYASINA KAPILIRLARSA, ÇOK BEKLERLER'
400 milletvekili hülyasına kapılırlarsa, çok beklerler. Milletin önüne referandum sandığının koyulacağı günü heyecanla ve hevesle beklediğimizi bilsinler. Ekrem İmamoğlu'nun katılamadığı, özgür bir şekilde yarışamadığı bir seçim, Cumhurbaşkanı'nın meşruiyetinin bittiği bir seçim olur. On milyonların, Ekrem İmamoğlu yerine adaylaştığı bir seçime dönüşür."
İmamoğlu, olası bir seçim senaryosunda izleyeceği yol haritasına ilişkin soruları yanıtlarken, 2023 seçimlerinin ardından kapsamlı bir hazırlık sürecine girdiklerini söyledi.
Türkiye'nin temel sorunlarına dair yüzlerce uzmanla çalışıldığını vurgulayan İmamoğlu, iktidara gelinmesi halinde adalet, ekonomi ve eğitimi öncelikli üç alan olarak ele alacaklarını belirtti.
İmamoğlu, yargı bağımsızlığının ilk günden tesis edileceğini, yoksullukla mücadele için vatandaşlık geliri programının hayata geçirileceğini ve parasız, nitelikli eğitimin ülke genelinde sağlanacağını ifade ederek "Türkiye'yi yönetmeye hazırız, sadece seçimleri bekliyoruz" dedi.
İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:
"2023 seçimlerinde alınan sonuç üzerine, partimden ve yakın çalışma ekibimden arkadaşlarımla beraber işlerin eskisi gibi yürümesine seyirci kalmamaya ve hızla bir sonraki seçimler için kapsamlı bir hazırlık yapmaya karar verdik. Bu çerçevede, bir yandan partimizi 2028 seçimlerine hazırlamak için adımlar attık, bir yandan da Türkiye'nin bütün temel sorunlarının röntgenini çekip, bu sorunları çözüme kavuşturmak için politika önerileri geliştirmeye başladık.
Partide attığımız adımların sonucunu biliyorsunuz: Yönetim değişikliğinin ardından 2024 yerel seçimlerinde açık ara birinci parti olduk ve güvenilir bütün kamuoyu yoklamalarına göre birinci parti olmaya devam ediyoruz. Türkiye'nin nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin çalışmamızsa 2023 seçimlerinden hemen sonra başladı. Yüzlerce uzman ve akademisyenle bir araya gelerek Türkiye'nin sorunlarına kalıcı çözümler getirecek öneri ve projeler geliştirdik. Çalışmalarımız Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi çatısı altında devam ediyor. Demek istediğim, 2023'ten beri çalışıyoruz. Türkiye'nin sorunlarını, nasıl yönetilmesi gerektiğini biliyoruz. Türkiye'yi yönetmeye hazırız. Sadece seçimleri bekliyoruz."
"KALICI ÇÖZÜMLER GELİŞTİRMEMİZ GEREKEN ALANLARIN İLK ÜÇÜ..."
İmamoğlu şöyle devam etti:
"İktidara geldiğimiz ilk günden itibaren tabii ki iktidarın en çok mağdur ettiklerini, özellikle dar gelirlileri, emeklileri, gençleri ve kadınları biraz olsun rahatlatacak adımları atacağız. Ancak herkesin şundan emin olmasını isterim; Türkiye'nin zamanını, sorunlarımıza yalnızca pansuman yapmak için değil, kalıcı biçimde çözmek için harcayacağız. Sorunuza bu açıdan cevap verecek olursam, acilen ele almamız gereken, köklü reformlar yaparak kalıcı çözümler geliştirmemiz gereken alanların ilk üçüne adaleti, ekonomiyi ve eğitimi koyarım.
Bu çerçevede, iktidara geldiğimiz ilk günden, hatta ilk saatten itibaren, bu ülkede adaleti yeniden tesis etmek, yargımızı yeniden bağımsız ve tarafsız kılmak için harekete geçeceğiz. İktidara geldiğimiz ilk gün, yapacağım ilk konuşmada, hâkim ve savcılarımıza seslenip, şunları söyleyeceğim: "Hukuk devletine, hukukun üstünlüğüne sahip çıkıyoruz. Kararlarınızı alırken, kanunlardan ve vicdanınızdan başka bir referansınız olmasın!" Konuşmakla kalmayacağız elbette. Yargıyı bağımsız, adaleti erişilebilir kılmak için HSK'nın yapısını değiştirecek, davalar devam ederken hâkim ve savcıların görev yerlerinin değiştirilmesine son vereceğiz.
Ülkemizin en derin problemi yoksulluktur. Milletimizin hiçbir ferdi açlık sınırı altında yaşamayı hak etmiyor. Yine iktidara geldiğimiz ilk günden itibaren, emeklilerimizin, asgari ücretlilerimizin ve hiçbir ailenin açlık sınırı altında kalmayacağı bir vatandaşlık geliri programını oluşturmak için çalışmaya başlayacağız.
Yine iktidara geldiğimiz ilk günden itibaren sanayiyi yeniden refahın, istihdamın ve kalkınmanın omurgası yapmak, üretim ekonomisini canlandırmak için çalışacağız. Üretimi sadece canlandırmak için değil, yenilikçi kılmak için de gayret edeceğiz. Başta sanayi olmak üzere ekonominin bütün sektörlerini yenilikçi, verimli ve sürdürülebilir kılmak için Bilim, Teknoloji ve Yenilik Başkanlığı'nı, Türkiye Ulusal Kalkınma Fonu'nu ve Türkiye Atılım Ofisi'ni kuracağız.
Bugün herkes şunu kabul ediyor; dünyanın mevcut durumunda bilgi olmadan, bilim olmadan ülkeler, devletler güçlü ve dayanıklı olamıyor. Buradan hareketle iktidara gelir gelmez el atacağımız alanların ilk sırasında eğitim olacak. Eğitimde vaadimiz şu: Türkiye'nin her yerinde nitelikli eğitimi parasız, parasız eğitimi nitelikli yapacak, çocuklarımıza kaliteli, parasız ve bilginin yanında beceri kazandıran bir eğitim vereceğiz. Eğitimi ideolojik kavga sahası olarak görmeyeceğiz. Devlet okullarını yeniden ülkenin en iyi okulları yapacağız."
AB ÜYELİĞİ: 'ÇIPA NİTELİĞİNDE BİR HEDEF'
Ekrem İmamoğlu, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinin geleceğine dair soruları yanıtlarken, AB üyeliği hedefinin hala stratejik bir önem taşıdığını söyledi.
Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin fiilen donmuş olmasına rağmen hukuken sürecin devam ettiğini hatırlatan İmamoğlu, AB standartlarının Türkiye için bir modernleşme ve reform çerçevesi sunduğunu belirtti:
" 'AB bitti' demek kolay ama AB'nin ürettiği standartlara uyum ihtiyacı bitmiyor. Ekonomimiz fiilen Avrupa'ya bağlı. Bu nedenle AB yolculuğu, kalkınma politikalarımızı destekleyen ve demokrasi vizyonumuzla uyumlu bir süreçtir."
Türkiye'nin yeni Avrupa düzeninde masada olması gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, vize serbestisi, yeşil dönüşüm, dijital uyum ve savunma işbirliklerinin 2030'larda da önemini koruyacağının altını çizdi.
'İSRAİL'İN TÜRKİYE'Yİ DOĞRUDAN HEDEF ALMASININ BEDELİ AĞIR OLUR'
Ortadoğu'daki gerilime ilişkin değerlendirmelerde de bulunan İmamoğlu, İsrail'in Türkiye'yi doğrudan hedef almasının gerçekçi bir ihtimal olmadığını, böyle bir girişimin ağır sonuçları olacağını söyledi.
Asıl riskin Suriye sahasında ortaya çıkabileceğini belirten İmamoğlu, bölgede hava sahası, vekil unsurlar, istihbarat faaliyetleri ve hedefli operasyonlar üzerinden gerilimin tırmanabileceğini ifade etti.
Bir saldırının Türkiye sınırına yaklaşmasının yanlış hesaplama riskini artıracağını söyleyen İmamoğlu; deniz yetki alanları, enerji hatları ve siber güvenliğin de potansiyel çatışma başlıkları olduğunu belirtti.
Türkiye'nin dış politikasının hem güçlü bir savunma kapasitesi hem de etkin diplomasi üzerine kurulması gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, "Hazırlık caydırıcılığı artırır, diplomasi gerilimi kontrol eder" dedi ve ekledi:
"Türkiye hiçbir ülkeye benzemez. Güçlü bir devlet yapısı kuracağız."
SELAHATTİN DEMİRTAŞ AÇIKLAMASI
İmamoğlu, Edirne Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın uzun tutukluluğunu Türkiye'deki hukuk anlayışının en yakıcı göstergelerinden biri olarak nitelendirdi.
AİHM kararlarına rağmen süren tutuklulukların yargının siyasi bir araç haline getirildiğini ortaya koyduğunu belirten İmamoğlu, bunun bireysel değil yapısal bir adalet krizi olduğunu vurguladı:
"Selahattin Demirtaş'ın on yıla yaklaşan tutukluluğu, iktidarın hukuk anlayışının nasıl olduğunu ortaya koyan yakıcı bir durumdur. AİHM'nin bağlayıcı kararlarına rağmen özgürlüğüne kavuşamaması, hakkında yeni cezaların verilmesi de yine iktidarın yargı eliyle yaptığı siyasi kumpasların açık delilidir.
Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı ve daha nice siyasetçi, hak savunucusu için tutukluluğun cezaya dönüştürülmesi, çıktığı anda yine cinayet işleyenlere, polis katleden teröristlere ise tahliyelerin kolaylıkla verilmesi, iktidarın dilinden düşürmediği yargı reformlarının, hukuk devleti cümlelerinin lafta olduğunun açık delilidir. Milletimiz de bunu görüyor, biliyor. O yüzden de adalet mücadelesinde her gün meydanlarda bizimle birlikte..."
"KİŞİSEL OLARAK KORKU DUYMUYORUM"
Kişisel olarak korku duymadığını ifade eden İmamoğlu, bu yola her türlü bedeli göze alarak çıktıklarını söyledi. Asıl kaygısının, iktidarın hukuktan ekonomiye kadar yarattığı tahribatı giderirken temiz, şeffaf ve vicdanlı kalabilmek olduğunu dile getiren İmamoğlu, hedeflerinin yalnızca iktidar değişimi değil, herkesin kendini adalet önünde eşit ve güvende hissettiği bir hukuk devletini yeniden kurmak olduğunu kaydetti.
İmamoğlu şunları söyledi:
"Bana gelince, ben kişisel olarak korku duymuyorum. Bu yola çıkarken her türlü bedeli ödemeyi göze alarak çıktık. O nedenle gün hesabı yapacak hâlimiz yok şu anda. Bize bu ülkeyi uçurumun kıyısından döndürme görevi tevdi edildi milletimiz tarafından. Demokraside, adalette, refahta eşitliği sağlama görevidir bu. Ben de kendimi millete emanet ederek yola çıktım.
Çünkü aynı zaman da bu yargı darbeleriyle milletin iradesini de ipotek altına almaya çalışıyorlar. Ama biraz önce de söyledim. Milletimiz iradesinin esir edilmesini de kabul etmiyor ve bizimle birlikte adalet ve demokrasi mücadelesi veriyor. Bu mücadeleyle inanıyorum ki çok da uzak olmayan bir gelecekte, yapılacak ilk seçimlerle birlikte milletimiz iradesini sandıkta da gösterecek, yargının siyasi bir sopa olarak kullanılması son bulacak, insanlarımız da özgürlüğüne kavuşacaktır.
Benim tek kaygım; bu ceberut iktidarın keyfî yönetimle hukuktan ekonomiye, refahın adil paylaşımından toplumsal yozlaşmaya her alanda oluşturduğu tahribatı gidermeye çalışırken nasıl kirlenmeden, alnı açık, vicdanı temiz kalabileceğimiz ile ilgilidir. Çünkü bizim meselemiz, sadece iktidarı değiştirmek değil; biz bu ülkenin hukuk devletine ulaşmasını, yargının siyaset tarafından dizayn edilmesinin önlenmesini sağlamak istiyoruz. Ülkemizi adalet önünde herkesin kendini eşit ve güvende hissettiği günlere kavuşturmak istiyoruz."
"İDDİANAMESİNE GÜVENEN DURUŞMALARI CANLI YAYINLAR"
İmamoğlu, 14 Aralık 2022'deki "ahmak davası" sürecine ve hakkında hazırlanan iddianameye ilişkin değerlendirmelerinde geçmiş senaryolar üzerinden siyaset yapmayı reddetti.
Türkiye'nin bugün asıl meselesinin geçmiş tartışmalar değil, 2026-2027 döneminde adalet ve demokrasi temelinde nasıl bir siyasal yol izleneceği olduğunu vurgulayan İmamoğlu, hakkındaki dosyanın somut delillere değil, baskı ve tehdit altında alınmış ifadelere dayandığını savundu.
Yargı süreçlerinin siyasi amaçlarla kullanıldığını öne süren İmamoğlu, iddialara yanıt vermenin yolunun mahkeme salonlarını değil, sandığı işaret etmek olduğunu belirterek duruşmaların canlı yayınlanması çağrısını yineledi:
"İBB, görev yaptığım altı yıl boyunca kamu denetçileri tarafından yüzlerce kez denetlendi. Bu denetimlerin hiçbirinde bugün iddia edilen suçların izi yok. Ne hikmetse, Cumhurbaşkanlığı adaylığım konuşulmaya başlandığı anda, geçmişte bulunamayan şeyler birden ortaya çıkıyor. Bunun akla ve hayatın olağan akışına uyan bir tarafı var mı?
Savcılığın 2019'u milat alması da tesadüf değildir. O yıl İstanbul'u kazandık; şimdi dosya siyaseten geriye doğru yazılıyor. Peki soruyorum. İddianamede somut delil nerede? Hangi ihale yasaya aykırı yapılmış, hangi para akışı kanıtlanmış?
Bu dosyanın büyük bölümü baskı ve tehditle, bir kısmı da tahliye veya davadan çıkarılmak gibi vaatlerle oluşturulmuş ifadelere dayanıyor. Buna tevessül edenleri konuşmaktan öte ülkemizin düşürüldüğü yerin konuşulması lazım. İnsanlar aileleriyle, işleriyle, özgürlükleriyle tehdit ediliyor. Sokak çetelerinin yöntemlerini bugün yargı mekanizması içinde görmek, bu ülke adına utanç verici. Talebimiz net! Siyaseti mahkeme salonlarında dizayn etmeye çalışmak yerine, sandıkta milletin karşısına çıkın. Hukuk varsa delil konuşur, yoksa tarih konuşur.
Bizim durduğumuz yer çok açık. İddianamesine güvenen, duruşmaları canlı yayınlar. Biz orada, milletin önünde, iddiaların tamamına cevap veririz. Artık tek tek iftiralara cevap vermek anlamsız. Canlı yayına cesaret edemeyenler, bu dosyanın bir safsata yığını olduğunu zaten kabul etmiş olur."
VİDEO ÖNCEDEN Mİ PLANLANDI?
İmamoğlu, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında dile getirilen "operasyondan önceden haberdar olunduğu" iddialarını kesin bir dille reddetti. İktidarın kendisine yönelik baskı ve yargı hamlelerinin uzun süredir devam ettiğini vurgulayan İmamoğlu, buna rağmen bir büyükşehir belediye başkanının evine şafak vakti operasyon düzenleneceğini kimsenin öngöremeyeceğini söyledi.
Operasyon sabahı çekilen videonun da önceden planlanmadığını belirten İmamoğlu, o an milletle konuşma ihtiyacı duyduğunu, siyaseti her koşulda halkla birlikte yapmayı ilke edindiğini ve kendisini milletin vicdanına emanet ederek evinden ayrıldığını ifade etti.
İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:
"İktidarın bize yönelik saldırıları, hukuk eliyle kurmaya çalıştığı engeller, seçildiğimiz ilk gün başladı. Önce billboardlar asarak kazanamadıkları seçimi kazanmış gibi gösteren, sonra da aynı zarfa atılan dört oy pusulasından ne hikmetse sadece birinin geçersiz sayılmasıyla seçimi iptal eden bir iktidar aklıyla karşı karşıya kaldık.
Sonrasında davalar, siyasi yasak getirme çabaları... Hangi birini sayayım? O yüzden tabii ki özellikle de ön seçim kampanyasına başlamamızla birlikte saldırıların dozunun artacağıyla ilgili değerlendirmelerimiz oldu. Ancak Türkiye gibi köklü bir devlet geleneği, güçlü bir siyaset tecrübesi olan bir ülkede, daha bir yıl önce büyük bir teveccühle seçimleri açık ara kazanan bir büyükşehir belediye başkanının evine şafak vakti, yüzlerce polis eşliğinde bir operasyon yapılacağını kimse düşünmez veya öngörmezdi. Oraya gelen polis kardeşlerimin yüzünde de o şaşkınlık ve mahcubiyeti de gördüm. O sabahı eşim Dilek de anlattı. Onun gözlerindeki hüzne, sesindeki kırılmaya bakarsanız yaşadığımız duyguyu anlamanız mümkün. Bu yönüyle önceden alınmış bir karar olmadığını söyleyeyim. Güzel ülkemize, milletimize yaşatılmaması gereken bir manzaraydı. Bir kez daha vurgulayayım. Bunu yapanlar milletin vicdanında mahkûm oldu. Hep öyle kalacaklar!
Ben kırılma anlarında hep milletimle konuşmayı tercih eden bir siyasetçiyim. 2019 seçimlerini iptal ettiklerinde de, 2023 seçimlerini kaybettiğimiz gecenin sabahında da ilk işim milletimle konuşmak oldu. Demokrasi tarihimize kara leke gibi geçecek o sabah da videoyu o an çekmeye karar verdim. Ben siyaseti hep milletle beraber yapmayı ilke edindim kendime. Milletten başka bir yere sırtımı yaslamadım. O gün de polis kapıya dayanınca milletimle dertleşmeden gitmek istemedim. Onların iradesini temsilen bir kamu görevi ifa ediyordum ve bir başka göreve de adaylığımı koymuştum. Dolayısıyla kendimi en güvenilir yere, milletin vicdanına emanet edip öyle ayrıldım evimden. Güvenmekte ne kadar haklı olduğumu da gördüm. Hepsinin sevgisine, desteğine, adalete, demokrasiye bu ülkeye sahip çıkışına müteşekkirim."
"ÖZGÜR ÖZEL" AÇIKLAMASI
"Genel Başkan Özgür Özel arasındaki makasın açılacağını düşünenler var. Siz böyle bir ihtimal görüyor musunuz?" sorusuna da yanıt veren İmamoğlu, ilişkilerinin kişisel hedefler etrafında değil, Türkiye'nin özgür, adil ve müreffeh bir ülke olması hedefi etrafında şekillendiğini vurguladı. CHP'de yaşanan değişimin 2024 yerel seçimlerinde partiyi yeniden birinci yaptığını hatırlatan İmamoğlu, önlerindeki esas hedefin genel seçim başarısı olduğunu söyledi. Yargı yoluyla kurulan siyasi baskıların bu birlikteliği zedeleyemeyeceğini ifade eden İmamoğlu, "Bu koşullarda ayrışma değil, sımsıkı durma sorumluluğumuz var" mesajı verdi:
"Genel Başkanımız Özgür Özel'le biz kişisel ikballerimiz etrafında değil, Türkiye'nin herkes için özgür, adil ve müreffeh bir ülke olması davasının etrafında bir yola çıktık. Şairin deyimiyle "uzun yola hüküm giydik". Bu yolun ilk menzili CHP'nin değişimi etrafındaydı. Bu değişim bize milletimizin büyük kısmı için travmatik sonuçlar üreten 2023 seçimleri yenilgisinin hemen ardından 2024 yerel seçimlerinde büyük başarı getirdi. Partimizi yıllar sonra birinci parti haline getirdi. Diğer menzil ise genel seçim başarısıdır. Bunun için de ben zindanda, O partimizin başında; ülkenin dört bir yanında milletimizle birlikte bir mücadele yürütüyoruz.
Yoldaşlığımızın hedefi bellidir, yolu bellidir. O yüzden herhangi bir makas açılması vesaire söz konusu olamaz. Ülke bu haldeyken, milletimiz bizden büyük bir sorumluluk üstlenmemizi beklemişken bizim sımsıkı durmak dışında bir seçeneğimiz yoktur. Kimse boşuna başka bir şey beklemesin. İktidarın yargı kumpasları bağımızı koparmamış. Siyasi mühendisliklerine hiç yenilmeyiz! Hep birlikte bu inançla, dayanışmayla, ortak akılla milletimiz adına bu yolculuğu büyük bir zaferle taçlandıracağız. Hiç şüphem yok. Biz birbirimize ideallerimizle, ruhumuzla bağlı, Türkiye'nin geleceği mücadelesinde tarihte benzeri olmayan dost, yoldaş, kardeş ilişkisi ile kararlı bir yol yürüyen iki lideriz. Tarihin bu samimiyeti ve başarılarımızı en güzel sonuçlarıyla yazacağından eminiz. Buna inanıyor ve dua ediyorum."
GÜNDEM 12 Ocak 2026 Pazartesi, 10:01
Benzer Haberler