Mevsimlik tarım işçileri: 21. yüzyılda 11. yüzyılı yaşamak

BURSA, 14 Haziran 2023 Çarşamba, 10:31

Mevsimlik tarım işçileri, Bursa'nın Yenişehir ilçesinde bulunan tarım alanlarında her yıl çeşitli şehirlerden çalışmaya geliyor. Aylardır sürecek yaşamları mavi brandalı derme çatma barakalarda geçiyor. Emekleri sigortasız, karın tokluğuna.

Pelin Akdemir

İki Roman kız çocuğu. Biri 10. sınıfa gidiyor, biri beşinci sınıfa gidiyor. Büyüğü avukat olmak istediğini söylüyor. Balıkesir'den 10 Haziran Cumartesi günü aileleriyle birlikte Bursa'nın İnegöl yolu üzerinde bulunan mevsimlik tarım işçilerinin konakladığı çadır alanlarında kalıyorlar. Yaşıtlarının hiçbiri okuyormuş. Bir hafta için tarlada çalışmaya, beş kişi bezelye toplamaya gelmişler. Balıkesir'de gelir yolu yok, Afyon'un köylerinde hurdacılık yapıyorlar. Çocuklardan büyük olan "İş olsaydı buraya gelmezdik" diyor. Tuvalet ihtiyacı için yakında bulunan benzinliği gösteriyorlar, "Biz orayı kullanıyoruz." Çadırlarda kimlerin kaldığını soruyoruz, "Buradakileri bilmiyorum, bunlar Kürt herhalde" diyor. Fotoğraf çektirmek istemiyorlar, yönümüzü değiştiriyoruz. Mevsimlik tarım işçileri, normalde her yıl nisan, mayıs aylarında geliyorlar ama bu sene havalar soğuk gittiği için gelişleri haziran ayını bulmuş.

'IŞİD'İN ÖNÜNDEN KAÇARAK GELDİK'

Bursa merkeze yaklaşık bir saat mesafede. Yenişehir ilçe merkezini geçtikten sonra Şişecam fabrikasının yanında bulunan geniş, engebeli, otluk arazi üzerine kurulmuş, boyutları değişen mavi ve beyaz barakalar. Türkiye'nin çeşitli şehirlerinden, sınır ötesinden gelen onlarca insanın ve çocuğun yaşam alanı. Arapların, Romanların, Kürtlerin, Türklerin, iletişim kurmadan bütün günlerini tarlada geçirdikten sonra geldikleri ortak yaşam alanı geçici, derme çatma barakalar. Bazı demirlerin üzeri mavi veya beyaz brandayla çekilmemiş, yıkanmış çamaşırlar kurumaya bırakılmış. Rüzgârın esintisiyle sallanıyorlar.

Önü tamamen açık mavi barakanın önünde yere serilmiş ince kilimin üzerinde Kobane'den gelen Hamdu Muhammed, ayağında mavi lastik terlikleri, başında kırmızı beyazlı şalı sarılı oturuyor. Renkli kareli gömleği, beyazlamış saçı ve sakalıyla Hacim Xerauyusuf, ayakta duruyor. (Kobane'de kimlik olmadığı için isimler kişilerin baba isimleriyle geçiyor.) Etrafta çocuklar hem oynuyor hem Kurmançça (Kuzey Kürtçesi) konuşuyorlar. Muhabbetlerine ortak olacağımızı anlayınca Hacim, dizlerini kırarak oturur pozisyonda acı kahvesini hazırlıyor.
Bursa Su Kolektifi üyesi ve Emokoloji çalışma grubundan Figen Ovat'ın çeviriyle Hamdu'yu dinliyoruz. Kobane'de savaş çıkmadan önce işleri iyiymiş. IŞİD'in önünden kaçarak gelmişler. Zulme uğramışlar. Hamdu, "Türkiye sağ olsun bize kapılarını açtı, geldik. Evlerimiz, yerlerimiz yok oldu. Mecburiyetten geldik" diyor. Bölgedeki IŞİD tehdidinden dolayı ülkelerine geri dönemiyorlar. "Geri gitsek hepimizi öldürürler, burada yaşıyoruz."

Hamdu Muhammed

'ÇALIŞTIĞIMIZ BİR HAFTA OLDU, FİYAT BELLİ DEĞİL'

Bezelye, biber, patates topluyorlar. Sabah 6'dan akşam 6'ya kadar günlük 200-300 arası yevmiyeye çalışıyorlar. Kışın Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinde kalan aile, 5 bin olan ev kiralarının depremden sonra 20 bine çıktığını söylüyor. Kobane'den gelen tarım işçilerinin çavuşu 23 yaşındaki Mervan Habeş'in minibüsünün sesine kafamızı çeviriyoruz. Ekime kadar burada kalmaya, tarlalarda çalışmaya devam edecekler. Kaldıkları barakalar için kira ödemiyorlar. Suyu parasını ödedikten sonra kullanabiliyorlar, elektrik için önceden 20 bin kadar depozito ödüyorlar. Habeş, gelmeden 100 bin lira almış ama ne kadara çalıştıklarını bilmediklerinden rahatsız olduğunu söylüyor: "Çalıştığımız bir hafta olmuş, fiyat belli değil. Ton başına ne kadar ücret alacağımızı bilmiyoruz. Normalde buraya gelmeyecektim. Çanakkale'de ücret belli, yol parası, cereyan, su iş verene ait. Tam gidecektim ki 'bana işçi lazım' dedi. Beni kandırdı. Millet rezil olmasın diye mecburiyetten buraya geldi. Benim 100 tane işçim var. Ne verirlerse mecbur kabul etmek zorundayız."

Mervan Habeş

Kışı Hatay Dörtyol'da geçiriyorlar. Habeş, Dörtyol'da narenciye toplayarak geçindiklerini anlatıyor: "Bu sene portakal bitti, limon başladı, sonra soğan başladı. Beş ay sürüyor narenciye. Dörtyol'da evlerde kalıyoruz. Depremden sonra kiralara en az 10 bin daha zamlandı. Eskiden 8 bindi, şimdi kiralar 20, 25 bin oldu. Dörtyol'da evleri yıllık tutuyoruz. Bütün eşyaları buraya getiremeyiz ki." Suriye'den geleli 10 yıl olmuş, "Şimdi dönmek istemiyoruz. Namusumuzla çalışıp para kazanıyoruz. Gitsem iş yok, savaş var" diyor.

'EKMEĞE, MAZOTA, HER ŞEYE ZAM AMA BUNLARA YOK'

Kobane'li ailelerin yanından Menteşe Köyü'ndeki tarım işçilerinin yanına gitmek için ayrılıyoruz. Sonsuz görünen tarlaların arasında kalan asfalt yoldan geçerek, Menteşe Köyü'ndeki bir tarlada V şeklinde oturmuş bezelye ayıklayan işçilerin yanına gidiyoruz. Bursa'nın Orhaneli ilçesinden Gülcan Erol, sesini duyurmak istiyor: "Biz burada günlük 200 lira yevmiye alıyoruz. Asgari ücrete, ekmeğe, mazota, her şeye zam var ama bunlara yok. Yiyeceğimizi alamıyoruz. Akşama kadar bezelye topluyoruz ama çoluk çocuğumuzu geçindiremiyoruz. Sigortalı işimiz yok. Akşama kadar ölüyoruz bu sıcağın altında. Çocuğumun kolu kırık halde tarlaya geldim. Böyle bir dünya var mı? Yok. Neymiş, devlet çocuk parası veriyormuş. 2 aydan 2 aya 200 lira yetiyor mu?"

Tarım işçisi Gülcan Erol

Tarım işçilerinin çoğunluğu kadın. Tozdan korunmak için başlarına örttüklerini yazmalarla ağızlarını da sıkıca bağlamışlar. Elleri bezelye toplamaktan kapkara olmuş. İsmini vermek istemeyen bir kadın işçi, "Akşama kadar 400 kilo toplarım" diyor. İşçilerin yanında bulunan Çavuş Mehmet Nuri, çadırların eski olmasından yakınıyor: "14 yıldır aynı çadırlar. Yırtık. Her gün Belediye Başkanına, Kaymakamına söylüyoruz. Geliyorlar, 'tamam' deyip gidiyorlar. Ama yok. Bu köye hizmet ediyoruz. İşçiler olmasa, bu ürün bugün toplanmazsa yarın sararır gider."

Menteşe Çavuş Mehmet Nuri

'SADECE EMEK SÖMÜRÜSÜ DEĞİL, BEDENİN SÖMÜRÜSÜ DE VAR'

Menteşe'deki çadır alanına giderken Bursa Su Kolektifi üyesi Habib Göbelez ile Suriyeli sığınmacıların 'yedek iş gücü' olarak kullanılması üzerine konuşuyoruz. Kobane'den gelen aileler için günlük tonuna bin 600 lira verileceği söylenmiş. Menteşe'deki tarım işçileri bezelyeyi günlük tonunu 2 bin 500 liraya topluyorlar. Göbelez, "Yedek iş gücü ordusu, olmasa günlük tonu için 2 bin 500 liradan daha fazla ücret alacaklar. Ama emperyalizm yedek iş gücü ordusunu savaş ve doğayı talan politikalarıyla sürekli büyütüyor. İnsanlar akşama kadar tarlada çalışıyor ama ne kadar ücret alacağını bilmiyor. Bundan daha büyük bir sömürü olabilir mi? 21. Yüzyılda 11. Yüzyıla yaşamak bu olsa gerek" diyor. Emekoloji çalışma grubundan Figen Ovat, başka bir konuya dikkat çekiyor: "Bu sömürü, sadece işçinin emeğiyle sınırlı değil. İşçilerin bedeni, hasat sırasında kimyasal toksiklere maruz kalıyor. Aynı zamanda beden sömürüsü de var. İşçiler, bedenin 'yavaş ölümüne' sebep olan tarım ilaçlarının, gübrelerin içerisinde bulunan kimyasallara maruz bırakılıyor. Uzun vadede akciğer kanseri gibi çeşitli hastalıklara neden olabiliyor. Tarlada çocuklar da var. Çocukların büyümesinde gerilemeye de neden olabiliyor."

Menteşe çadır alanında kalan işçiler tarlada olduğu için kimse yok. Çavuş hanımı Cemile Denekli de çadırların eski oluşundan şikayetçi: "Çadır yönünden çok büyük sıkıntı çekiyoruz. Yağmur yağdığında çadırları terk ediyoruz. Çadırların içi su alıyor. Kaymakamlıktan yeni çadır talep ediyoruz ama sürekli bize bahaneler buluyorlar. 'Yapacağız' diyorlar ama destek olmuyorlar. Yağmur yağdığında bütün alan sulara gömülüyor. Yağmur yağdığında kahveye veya evlere sığınıyoruz." Denekli'nin ikram ettiği çayı içtikten sonra Çardak Köyü'ne gitmek için yola çıkıyoruz.

Çardak Köyündeki mevsimlik işçilerin çadırlarından biri...

'ÇADIRIN İÇİNE YILANLAR GİRİYOR, DÜN İKİ TANE ÖLDÜRDÜK'

Mevsimlik tarım işçilerinin kaldığı alan köye uzak, tren inşaatına yakın. Çardak köyünün meydanını geçtikten sonra başlayan tarlaların arasından toprak yoldan gidiyoruz. Gül bahçelerini geçince çadırlar görünüyor. Çocuklar ve kundakta bebeği olan kadınlar var sadece. 23 Mayıs'ta Diyarbakır'dan gelmişler, 11'nci aya kadar çadırlarda kalacaklar. İsimlerini söylemek istemiyorlar ama anlatacakları var: "Kaç yıllık çadırlar, dokunsan yırtılırlar. İşçilerimiz de gelecek, kalacak yerleri yok. Kimse gelip sormuyor. Su ve elektrik sıkıntısı yaşıyoruz. Çadırın içine yılanlar giriyor. Küçücük çocuklarımız var. Dün iki tane yılan öldürdük. Birini dışarıya çıkardık, öldürdük. Kanını görüyor musun? Biz yeni çadırlar verilmesini istiyoruz. Her şey çok pahalı olmuş, insan ancak karnını doyuruyor. Pek bir şey kalmıyor elimizde." Akşam 18.00'a doğru kadınlar, çadırların dışında mavi brandayla bir tarafını kapattıkları mutfak alanında yaktıkları ateşin üzerindeki yemeklerine bakmaya gidiyorlar. Biz de yönümüzü Bursa'ya çeviriyoruz.

BURSA 14 Haziran 2023 Çarşamba, 10:31

Benzer Haberler

ATM'lerde para çekme limitleri güncellendi

ATM'lerde para çekme limitleri güncellendi....

Bursa Hayvanat Bahçesi'nin yeni yavruları heyecan yaşattı

Bursa'da yaklaşık 206 bin metrekarelik alanda...

Özgür Özel: 19 Mayıs'ın ışığı, 19 Mart'ın karanlığını yenecek

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu...

Bursa Büyükşehir Belediyesi'nden diyabetli öğrencilere sensör desteği: Başvuru tarihi uzatıldı

Gençlerin daha iyi bir eğitim alabilmesi ve...

İYİ Parti'li Beyaz istifasını duyurdu

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz,...

Bursa'da Şehit Piyade Er Hakan Söylemez parkı yenileniyor

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından...