Bursa Barosu'nda başkanlık yarışı: 5 aday kürsüye çıktı

Bursa Barosu'nda başkanlık yarışı: 5 aday kürsüye çıktı

BURSA, 17 Ekim 2026 Cumartesi, 17:52
Bursa Barosu Olağan Genel Kurulu, bugün Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) yerleşkesinde gerçekleştirildi. Bursa Barosu başkanlığı için Aslı Evke Yetkin, Sibel Özbudak, Servet Sarıca, Yener Poroy ve Okan Dursun yarışıyor. Genel kurulda faaliyet raporunun sunulmasının ardından yaşanan tartışma gündem olurken, verilen aranın ardından başkan adayları kürsüye çıkarak konuşmalarını yaptı. Baroda oy kullanma işlemi yarın gerçekleştirilecek.

Başka Gazete / Kardelen Cancı

Açılış konuşmasını Metin Öztosun yaptı

Genel kurulun açılış konuşmasını Bursa Barosu Başkanı Metin Öztosun yaptı. Dört yıllık görev sürecini değerlendiren Öztosun, konuşmasında hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Öztosun'un konuşmasında öne çıkan ifadeleri şöyle oldu:

"Evet, bazen yorulduk, bazen üzüldük, bazen sesimiz duyulmadı. Eksiklerimiz, yetişemediklerimiz, tamamlayamadıklarımız da oldu. Ama başımızı eğmedik, susmadık, vazgeçmedik."

Öztosun'un açılış konuşmasının ardından divan kurulu oluşturularak genel kurul çalışmalarına başlandı. Saygı duruşunda bulunulmasının ardından hayatını kaybeden avukatlar anıldı ve faaliyet raporunun özeti okundu.

Başka Gazete (@baskagazeteyiz)'in paylaştığı bir gönderi

Faaliyet raporunun sunumu sırasında tartışma yaşandı

Bursa Barosu'nun faaliyet raporlarının sunulduğu toplantıda, konuşmaların uzun sürmesi ve farklı barolarda yaşanan olaylara ilişkin değerlendirmeler nedeniyle avukatlar Ercan Korkmaz ile Gürkan Altun arasında tartışma yaşandı. İki avukatın konuşmalarında geçmiş dönemlerde yaşanan soruşturmalar, savunma hakkı ve avukatların mesleki mücadelesi öne çıktı.

Toplantıda söz alan Ercan Korkmaz, geçmiş dönemlerde dile getirilemediğini savunduğu konular üzerinden eleştirilerde bulundu. Mesleğin onurunu, avukatların haklarını ve bağımsızlığını korumak için konuştuğunu belirten Korkmaz, "Ben kimseden korkmuyorum. Bu mesleğin şanını, şerefini, meslektaşlarımın hakkını korumak için bugün size her şeyi söyleyebilirim. Çünkü benim koltuk sevdam yok, korkum da yok" ifadelerini kullandı.

Geçmişte yaşanan bazı olaylara ve yargı mensuplarına ilişkin iddialara da değinen Korkmaz, meslek örgütlerinin bu konularda yeterince ses çıkarmadığını öne sürdü. Korkmaz, avukatların mesleki mücadele konusunda daha açık bir tutum sergilemesi gerektiğini savundu.

Gürkan Altun'dan geçmiş dönemlere ilişkin açıklama

Korkmaz'ın konuşmasının ardından söz alan avukat Gürkan Altun, Bursa Barosu'nun geçmiş yıllarda avukatların haklarını korumak amacıyla yürüttüğü çalışmaları anlattı. Altun, 2006 yılında avukatların ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle duruşmalara girmeme ve görevlendirme yapmama kararı aldıklarını, bu süreçte yönetim kurulu üyelerinin soruşturmayla karşı karşıya kaldığını söyledi.

Altun, avukatların gözaltına alındığı dönemlerde Bursa Adliyesi önünde gerçekleştirilen protestolara ve avukatlar hakkında açılan soruşturmalara da değindi. Savunma makamının bağımsızlığının korunması gerektiğini vurgulayan Altun, avukatların adliyelerdeki güvenliğine ilişkin yaşanan sorunları hatırlattı.

Geçmişte yaşadığı olayları da aktaran Altun, avukatların güvenliğinin sağlanması sorumluluğunun doğrudan avukatlara yüklenemeyeceğini belirterek adliyelerdeki güvenlik uygulamalarını eleştirdi.

"Kişisel sorunlarımız yok"

Konuşmasının son bölümünde tartışmaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Altun, meslektaşları arasında kişisel bir sorun bulunmadığını söyledi. Farklı baroların ve farklı anlayışların birbirlerine yönelik tutumları etkilememesi gerektiğini belirten Altun, "Biz birbirimizi hepimiz çok iyi tanıyoruz. Kişisel sorunlarımız yok. O yüzden başka barolar, başka anlayışlar, başka tavırlar yüzünden birbirimize yönelik lütfen dilimizi üst üste tutalım" dedi.

Meslektaşların birbirini sevdiğini ve aralarındaki ilişkinin örnek olması gerektiğini ifade eden Altun, toplantı sırasında yaşanan tartışmanın görüntülerini çekenlere de seslenerek görüntülerin yayımlanmamasını istedi.

Altun, Bursa Barosu genel kurulunun daha geniş bir salonda yapılabilmesi durumunda farklı bir mekân tercih edilebileceğini de sözlerine ekledi.

Tartışmanın ardından genel kurula ara verildi. Aranın sona ermesiyle birlikte başkan adaylarının konuşmalarına geçildi.

Yener Poroy: "Avukatlık, çaresiz anında insanın yanında durabilmektir"

Genel kurulda ilk konuşmayı Bursa Barosu Başkan Adayı Yener Poroy yaptı. Poroy, avukatlık mesleğinin kendisi için taşıdığı anlamı ve baronun meslektaşların yanında olması gerektiğini anlattı.

Poroy'un konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

"Karşınızda yalnızca bir başkan adayı olarak değil, hayatının büyük bölümünü bu mesleğe adamış, mesleğimizi değerlendirmiş ve sorumluluğunu özümsemiş bir meslektaşınız olarak bulunuyorum.

Benim hikâyem aslında hukuk fakültesine girişle başlamıyor. Benim hikâyem çocukluğumla başlıyor. Annem hekim, babam ve amcam avukat. Dedem de bize hukuk ve adaletle ilgili örnekler anlatıyordu. Ben daha hukuk nedir, adalet nedir, savunma hakkı nedir tam olarak bilmediğim yaşlarda insanların hayatlarına dokunan, onların hakkını arayan, yanlarında duran insanların arasında büyüdüm.

Belki de bu yüzden çocukken bana 'Büyüyünce ne olacaksın?' diye sorulduğunda cevabım değişmedi: Avukat olacağım. Başka bir meslek hiç düşünmedim. Çünkü benim için avukatlık, bir insanın en çaresiz anında yanında durabilmektir. Haksızlığa uğrayanın sesini duyurabilmektir. Bazen herkesin sustuğu yerde konuşabilmektir. Bazen de yalnızca bir insanın karşısında 'Ben buradayım, senin hakkını savunacağım' diyebilmektir.

Bugün 20 yıllık bir avukat olarak geriye baktığımda şunu daha iyi anlıyorum: Biz yalnızca insanların haklarını savunmuyoruz, adaletin hayata vurması için mücadele ediyoruz. Biz bir meslektaşımıza, bir yurttaşımıza, bir aileye, bir çocuğa, bazen de adalet duygusunu kaybetmek üzere olan bir insana umut taşıyoruz.

İşte var ol dediğimiz kurum da tam olarak buna hizmet ettiğine inanıyorum. Baro, yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir kurum olmamalı. Baro, mesleğinin ilk duruşmasına gelirken avukatın yanında hissettiği güç olmalı. Mesleğinin ilk yıllarında ne yapacağını bilemeyen avukatın kapısını çalabileceği bir yer olmalı. Şiddete ve mobbinge maruz kalan meslektaşımızın yalnız olmadığını hissettiği bir kurum olmalı."

Aslı Evke Yetkin: "Hukuksuzluk karşısında konuşmak değil, susmak siyaset yapmaktır"

Genel kurulda ikinci konuşmayı Bursa Barosu Başkan Adayı Aslı Evke Yetkin yaptı. Yetkin, konuşmasında hukukun üstünlüğü, savunma ve yargı bağımsızlığı, avukatlara yönelik şiddet, mesleğin ekonomik sorunları ve kadınların eşit temsili konularına değindi. Mevcut baro yönetiminde başkan yardımcılığı görevini sürdüren Yetkin, yeni döneme ilişkin projelerini de anlattı.

Yetkin konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"İnsanlık tarihi içinde büyük bedeller ödenerek elde edilen insan hakları ve evrensel hukuk ilkelerinin yok sayıldığı; anayasal düzenin, kuvvetler ayrılığının ve 'demokratik, laik, sosyal hukuk devleti' ilkesinin adım adım aşındırıldığı, hukuk ve mesleğimiz adına derin endişeler duyduğumuz bir konjonktürde Bursa Barosu Olağan Genel Kurulu'nu gerçekleştirmekteyiz.

Bilindiği gibi Bursa Barosu; savunmanın ve yargının bağımsızlığına, cumhuriyetin temel niteliklerine, evrensel haklara ve hukuk ilkelerine yönelen her türlü müdahale ve saldırıya karşı 117 yıllık köklü bir mücadele geçmişine sahiptir. Bu görkemli mirası onurla sahipleniyor, demokratik ve aydınlık bir Türkiye ideali uğruna mücadele vermiş, bedel ödemiş tüm meslektaşlarımı saygı ile anıyorum.

Avukatlık, doğası gereği tarihten bu yana bir itiraz ve direniş mesleği olagelmiştir. Ancak konuşmamın başında da belirttiğim gibi maalesef savunma ve yargı bağımsızlığının neredeyse ortadan kalktığı günümüzde, mesleğimizin bu niteliklerinin taşıdığı hayati önemi ve neden hedef alındığını daha derinden anlıyoruz. Her meşru hak talebinin, her demokratik eleştirinin suç haline getirilmesi, hukuki denetim yollarının demokrasi ile bağdaşmayacak düzeyde kısıtlanması elbette ilk önce söz konusu hak taleplerini temsil eden bizleri hedef haline getirmiştir.

Bugün ülkemizde salt mesleki faaliyeti sebebiyle soruşturulan, kovuşturulan ve dahi tutuklu bulunan onlarca meslektaşımız bulunmaktadır. Bu meslektaşlarımızın bir kısmı esasında 'savunma dokunulmazlığı' ilkesi ile korunan savunmaları sebebiyle, bir kısmı Havana Kuralları ile yasaklandığı halde müvekkilleri ile özdeşleştirilerek, bir kısmı ise yalnızca belirli bir davada taraf vekili oldukları, yalnızca hak aradıkları için bu hak ihlallerine maruz kalmaktadır.

Bunun en güncel ve kamuoyuna mal olmuş örneği, Av. Mehmet Pehlivan'ı anmak isterim. Av. Mehmet Pehlivan, 19 Haziran 2025 tarihinde, bağımsızlığı Anayasa ile güvence altına alınmış kurumların, tarafı olduklarını alenen açıkladıkları davada sanık vekili olduğu için müvekkili ile özdeşleştirilerek tutuklanmış, yetmezmiş gibi kendisinin sanık olduğu bu yeni davanın duruşmasından önceki gün, Mahkemeye uzak bir cezaevine nakledilmiştir. Yine seçilmiş milletvekili olan meslektaşımız Av. Can Atalay, hakkında Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararlarına rağmen halen tahliye edilmemekte; hukuka aykırı şekilde cezaevinde tutulmaktadır. Bağlayıcılığı olan Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayan Yargıtay Ceza Dairesi üyeleri hakkında TBB ve Bursa Barosu tarafından yapılan şikayet ve başvurular ise sonuçsuz bırakılmıştır.

Avukatların karşı karşıya olduğu tek tehlike hukuki baskı da değildir. Yıllar içinde sayıları korkutucu şekilde artan avukata yönelik şiddet vakaları hepimizi mesleki faaliyetimizi sürdürürken, kimi zaman başka canların haklarını ararken kendi can güvenliğimizden endişe edecek hale getirmiştir. 28 Nisan 2026 tarihinde, müvekkilini temsilen başlattığı icra takip dosyasının borçlusu tarafından katledilen, gencecik kadın meslektaşım Av. Hatice Kocaefe'nin acısını hâlâ yüreğimde taşıyor, hakkını aramayı borç biliyorum.

En başta yargının avukatları müvekkilleri ile özdeşleştirdiği bir sosyal yapı içinde vatandaşların da aynı algıya kapılması kaçınılmaz oluyor, bu algının sonuçlarını ise ne yazık ki bizler bazen canımızla ödüyoruz. Temel yasal düzenlemeler ve caydırıcı cezalar ile önlenmesi mümkün olan şiddet eylemlerinin önlenmemesi, failleri suçtan caydırmak yerine avukatları hak aramaktan caydırmak niyeti mi taşıyor? Böyle ise açıkça söylüyoruz: BİZ KORKMUYORUZ! Biz korkarsak, vatandaşların meşru haklarını arama yönündeki iradeleri tamamen kırılır; bunu biliyor, korkuyu lüks sayıyoruz.

Bu tehditlere rağmen, Hatice'nin aksine varlığını devam ettirebilen bizleri, ofislerimize döndüğümüzde bir de mali yükler bekliyor. Avukatlık Yasası'nda açıkça 'kamu görevi' olarak tanımlanan mesleğimizden edindiğimiz kazanç, maalesef buna uygun şekilde vergilendirilmiyor, kazancımız üzerinden KDV ödeme yükümlülüğümüz hâlâ devam ediyor. Net kazancımız alım gücü karşısında günden güne erirken, ekonomik koşullar ve yasal düzenlemelerin de etkisi ile oluşan rekabetçi ortam, mesleğimizin kamusal niteliğini zayıflatıyor, piyasalaşmasının önünü açıyor. Bu ekonomik zorluklar mesleki barışı ve dayanışmayı da tehdit etmektedir. Önceden 'mesleki dayanışma' anlayışıyla bilabedel yapılan yardımlar dahi bugün bilhassa genç avukatlarca tarifeye bağlanmış bir kazanç kalemine dönüşmüştür. Temelinde hak arama özgürlüğü olan mesleğimiz, bu ekonomik kaygılar altında icra edildiğinde savunma faaliyeti olmaktan çıkmakta, iş takipçiliğine dönüşmektedir. Avukatların, mesleğin onuruna yaraşır geçim kaynaklarına erişemediği bu ortamda savunmanın bağımsızlığından elbette söz edilemez.

Değerli meslektaşlarım;

Bağımsız savunma yargının, bağımsız yargı ise demokrasinin kurucu unsurudur diyoruz. Savunmaya yönelen baskıların yanında bugün ne yazık ki yargı bağımsızlığı ilkesi de derinden yaralanmış haldedir. Bugün evrensel olarak kabul görmüş olan temel hakların teminatı ve dağıtıcısı olması beklenen yargının, tam aksine bu hakları fiilen kullanılamaz hale getirdiğini yaşayarak gördüğümüz bir süreçten geçiyoruz.

Savunma ve yargı bağımsızlığına yönelen müdahaleler; bizleri AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının dahi tanınmadığı, mahkemelerin tahliye kararlarının dahi uygulanmadığı, farklı görüş ve seslerin dillendirilmesinin imkânsız hale geldiği, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin, tacizin ve istismarın hiç olmadığı kadar arttığı, emekçilerin grev hakkının, en temel toplantı ve gösteri yürüyüş taleplerinin dahi engellendiği, çevre ve doğa talanına hız kesmeden devam edildiği bir yargı pratiği ile karşı karşıya bırakmıştır. Toplumsal muhalefetin sesi olan basın kuruluşları, aynı halk iradesi ile göreve gelen belediyelere yapıldığı gibi artık olağan hale gelen kayyım uygulaması ile işlevsizleştirilmekte, gazeteciler tutuklanmakta, halkın haber alma özgürlüğü de bu yolla ihlal edilmektedir.

Yıllar içinde hâkim ve savcıların atanma usulünde yapılan değişiklikler ile doğal hâkim ilkesi ve hâkimlik teminatı ortadan kaldırılmış, adil yargılanma hakkı ve hak arama özgürlüğü neredeyse fiilen kullanılamaz hale getirilmiştir. Adeta ikili bir hukuk sistemi oluşmuş, yargı muhalif sesleri kısmaya yönelik bir araca dönüştürülmüştür.

Tutukluluk, yasada belirtilen koşulların oluşması halinde uygulanması gereken bir tedbirken, uygulamada kural haline gelmiş, cezalandırma ve sindirme yöntemine dönüşmüştür. Toplum, hakkında mahkûmiyet kararı olmayan kamusal figürlerin gözaltına alındıkları görüntülerin basına servis edilmesine, bu yolla, peşinen suçlu kabul edilerek lekelenmeme hakkı ve özel hayatın gizliliği ilkesinin yok sayılmasına günden güne alıştırılmaya çalışılmaktadır. KARARLILIKLA SÖYLÜYORUZ, HİÇBİR HUKUKSUZLUĞA ALIŞMIYORUZ!

Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında da ne yazık ki önümüzdeki tablo hiç iç açıcı değildir. Kadınların tarih boyu bedeller ödeyerek elde ettikleri haklara yönelik müdahale ve baskılar da hız kesmeden sürüyor. Dayanağı 'kadınların ev içi ücretsiz emeği' olan nafaka hakkı, yeni yasa değişikliği ile kısıtlanmış; ekonomik güvenceden yoksun olan kadınların somut boşanma sebepleri bulunsa da, şiddet görseler de dava açma yönündeki iradeleri bu yolla kırılmaktadır. Çalışma hayatındaki varlığımız kamuoyunda tartışma konusu haline getirilmekte, eşit işe eşit ücret hakkı hiçbir surette tesis edilmemektedir. Sağlık hakkımız korunmamakta, tıp otoritelerince hayati görülen HPV aşısı inatla geri ödeme kapsamına alınmamakta ancak doğum yöntemimize dahi müdahale edilmektedir. Tüm bunlardan daha vahimi ise Türkiye'de her gün en az 3 kadının katledilmesi, buna rağmen faillere caydırıcı cezalar verilmemesi, 6284 Sayılı Kanun'da düzenlenen tedbir hükümlerinin etkin şekilde işletilmemesidir. Kadına yönelik şiddetin önlenmesini amaçlayan, düzenleyicisi olduğumuz İstanbul Sözleşmesi'nden tamamen usule aykırı şekilde çıkılması, yaratılan bu yeni hukuk düzeninin, kadınların onurlu yaşam hakkına yaklaşımını tüm sertliği ile gözler önüne sermektedir.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinden bahsederken, hepimizin gözlemlediği ancak kimi zaman dillendiremediğimiz bir gerçeği de vurgulamak istiyorum. Hayatın her alanında olduğu gibi meslek yaşamında da biz kadınların emeği adeta görünmez bir niteliktedir. Erkeklerin 1 birim çalıştığı bir ortamda kadınlar 5 birim çalışmakta ancak günün sonunda erkeklerin 1 birim çalışması kadınlarınkinden daha görünür olmaktadır. Bu anlamda emeğimizin hak ettiği değeri gördüğü bir iş yaşamı, eşit temsilin sağlandığı bir Baro idealim de Baro başkan adayı olmamda önemli bir etken olmuştur.

Değerli meslektaşlarım;

22 yıllık meslek yaşamım boyunca Bursa Barosunun; insan hakları, iş ve sosyal güvenlik hukuku, kadın hakları, kent ve çevre hukuku, mesleki müdahale komisyonu ve avukat hakları komisyonu başta olmak üzere hak temelli tüm komisyonlarında görev aldım. Önce Mesleki Müdahale Komisyonunda, ardından da kurumsal hale getirdiğimiz Avukat Hakları Merkezinde gerek üye gerek başkan gerekse koordinatörlük görevlerinde bulundum. Hak ihlaline uğrayan her bir meslektaşımızın, ayrım gözetmeksizin yanında oldum. 2016 yılından itibaren de Özgür Bağımsız Avukatlar Grubu listelerinden yönetim kurullarında sırasıyla yönetim kurulu üyeliği, saymanlık, genel sekreterlik ve başkan yardımcılığı görevlerini üstlendim; hâlen de Bursa Barosu Başkan Yardımcılığı görevimi sürdürüyorum.

Sadece baro kurullarında yer aldığım süre içinde değil, tüm meslek yaşamım boyunca gerek mesleki sorunlarımızın çözümü gerekse de mesleğimize yönelen saldırılarda; birlikte, örgütlü ve mesleki dayanışmayı öne çıkaran bir anlayışı benimsedim. Gerek demokratik kitle örgütlerinde, gerek Baro komisyon, merkez ve yönetim kurulundaki çalışmalarım kapsamında, değindiğim tüm bu alanlarda mücadele geçmişine ve pratiğine sahibim. 'HUKUKSUZLUK KARŞISINDA KONUŞMAK DEĞİL, SUSMAK SİYASET YAPMAKTIR!' diyerek, temel hak ve hukuk ilkelerine, savunma ve yargının bağımsızlığına, laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti ilkesine yönelik tüm müdahalelere karşı mücadelemi sürdürme iradesi ve kararlılığı taşıyorum. Bu irademe Baro üyelerimiz tarafından onay verilmesi halinde yapacaklarımızı da kısaca anlatmak istiyorum."

Yetkin projelerini anlattı

Yetkin, konuşmasının devamında Barohan ofisleri, içtihat programları, genç yönetim kurulu temsilcileri, CMK ücretleri, UYAP güncellemeleri, çevrim içi evrak ve ödeme sistemi, meslek içi eğitimler, baro hizmet binası, ücretsiz servis, psikodestek hizmeti, şeffaf yönetim, Avukat Hakları Merkezi ve cezaevlerinde avukatların yaşadığı sorunlara ilişkin projelerini sıraladı.

Barohan ofislerinin sürdürülmesini, genç avukatların baro yönetimine katılımının artırılmasını ve meslektaşların ekonomik yüklerinin azaltılmasını hedeflediklerini belirten Yetkin, CMK ücretlerinin yükseltilmesi ve KDV yükünün azaltılması için mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

Baro hizmet binası projesine de değinen Yetkin, Türkiye Barolar Birliği ile yürütülen çalışmalar sonucunda projenin hazırlanması ve bütçelendirilmesi aşamalarının tamamlandığını, inşaata yeni dönemde başlanmasının hedeflendiğini ifade etti.

Konuşmasının sonunda "Önce hukuk" vurgusu yapan Yetkin, şöyle konuştu:

"Biz biliyoruz ki; bağımsız savunma yargının, bağımsız yargı ise demokrasinin kurucu unsurudur. Bu sebeple öncelikle bağımsızlığımıza yönelen müdahalelerle mücadele etmeye; genç avukatlar, stajyer avukatlar, bağlı çalışan avukatlar, kamu avukatları ve ekonomik güçlük yaşayan meslektaşlarımız başta olmak üzere tüm meslektaşlarımızın mesleki ve ekonomik sorunlarını mesleğimizin ortak sorunu kabul ederek bu sorunlara çözüm üretmeye; eşit temsil ilkesi ve kota uygulaması ile kadınların meslekte ve yaşamın her alanında görmezden gelinen emeklerini görünür kılma iradelerini sahiplenmeye devam edeceğiz.

Tüm bu baskılar ile yargının kurucu unsuru olan savunmanın yargı dışına itilmesine sessiz kalmadık, bundan sonra da kalmayacağız.

GENÇ MESLEKTAŞLARIMIZIN GELECEĞİ İÇİN, KIDEMLİ MESLEKTAŞLARIMIZIN EMEĞİ İÇİN, MESLEĞİMİZİN İTİBARI İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ.

HİÇBİR MESLEKTAŞIMIZI YALNIZ BIRAKMADIK, BIRAKMAYACAĞIZ.

SAVUNMAYA YÖNELEN SALDIRILARA KARŞI DURMAYA, SAVUNMAYI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ.

HAKSIZLIK VE HUKUKSUZLUK KARŞISINDA SUSMADIK, SUSMAYACAĞIZ!

BOYUN EĞMEYECEĞİZ, TESLİM OLMAYACAĞIZ."

Yetkin, konuşmasının sonunda Bursa Barosu başkanlığına adaylığını meslektaşlarının takdirine sundu ve genel kurulu selamladı.

Okan Dursun: "Hukuku koruyacak bir örgüt gerekir"

Genel kurulda üçüncü konuşmayı Bursa Barosu Başkan Adayı Okan Dursun yaptı. Dursun, Bursa Barosu'nun tarihine ve meslek örgütünün hukuk mücadelesindeki rolüne değindi.

Dursun'un konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde: 

"Bilmemiz gerekir. Çünkü baromuzun geçmişi, bugünkü sorunlarımızı nasıl çözeceğimizin örnekleriyle dolu. Bir cemiyetten bir baroya dönüştü. 1909 yılında başladı.

Osmanlı Hürriyet tarafından. Bina vardı, bütçe vardı. Ama bir inanç vardı: Hakkını arayanın yanında duran, mesleğin onurunu koruyan örgütlü bir irade.

O çelik iradenin kahramanları bir şeyi çok iyi biliyorlardı: Hukuk kendi kendine korunmaz. Hukuku koruyacak bir örgüt gerekir.

Bugün bu salonda oturan bizler, o 1915 kişinin çocuklarıyız. O irade büyük sınavlardan geçti. İşgal yıllarından geçti.

Bursa'nın avukatları, işgal makamlarına karşı Türk mahkemelerinin kurallarını savundular. Cumhuriyet'in hukuk devrimi sürerken, Medeni Kanun'un kabul edildiği yıllarda baromuz yeni hukuk düzeninin tanığı ve taşıyıcılarından biri oldu."


Sibel Özbudak: "Bursa Barosu'nun sonuç alan bir yönetim anlayışına ihtiyacı var"

Genel kurulda dördüncü konuşmayı Bursa Barosu Başkan Adayı Sibel Özbudak yaptı. Özbudak, iki yıl önce bir araya geldikleri meslektaşlarıyla birlikte mücadele ettiklerini belirterek, yeni dönemde daha katılımcı ve sonuç odaklı bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Özbudak'ın konuşması şöyle:

"İki yıl önce birbirimize inanan kırk meslektaşımızla birlikte bir yola çıktık. Birlikte öğrendik, birlikte mücadele ettik, birlikte bildik.

Bugün daha deneyimli, daha güçlü ve neden yola çıktığımızı daha iyi bilen bir noktadayız. O gün de bu kürsüye bir makam sahibi olmak için değil, mesleğimize, meslektaşlarımıza ve mesleğimizin geleceğine ilişkin bir sözümüz olduğu için çıktım. Bugün ise o sözün arkasında daha fazla emek, daha fazla deneyim ve daha güçlü bir inançla duruyorum.

Geçen iki yılda çok sayıda meslektaşımızı dinledim. Farklı sorunlara tanıklık ettim ve bir gerçeği daha iyi anladım: Bursa Barosu'nun yalnızca konuşan değil dinlenen, yalnızca açıklama yapan değil harekete geçen, yalnızca var olan değil sonuç alan bir yönetim anlayışına ihtiyacı var."

Servet Sarıca: "Biz artık ötelenmek istemiyoruz"

Genel kurulda beşinci konuşmayı Bursa Barosu Başkan Adayı Servet Sarıca yaptı. Sarıca, baroda değişimin önemine dikkat çekerek meslektaşların sorunlarının köklü biçimde çözülmesi gerektiğini söyledi.

Sarıca konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

"Değişim hayırlıdır. Avukatlar tek başına kaldığında hedef olur. Ancak arkasında güçlü biri var olduğu zaman hiçbir güç savunmayı eğemez, bükemez.

Bugüne kadar Bursa Barosu'nda görev yapmış tüm kurullara, baro başkanlarımıza, yöneticilerimize emekleri için teşekkür ediyoruz. Bir kısım sorunları da çözdüler. Haklarını yemeyelim.

Çok aktif çalışan kurullarımız da var. Onlar taş üstüne taş koydular. Haklarını teslim etmekle var olsunlar diyoruz.

Ancak orada da bir hakikat var. Sorunlarımızın önemli bir kısmı çözümsüz bırakılmış, bir kısmı görmezden gelinmiş ve ötelenmiş. Biz artık ötelenmek istemiyoruz. Bizim sorunları kökünden çözecek projelerimiz, bu projeleri hayata geçirecek liyakatli kadrolarımız ve en önemlisi bitmek, tükenmek bilmeyen gençlerden gelen bir enerjimiz var."

Oy kullanma işlemi yarın yapılacak

Bursa Barosu Olağan Genel Kurulu'nda başkan adaylarının konuşmalarının ardından seçim süreci devam edecek. Bursa Barosu'nun yeni başkanını belirleyecek oy kullanma işlemi yarın gerçekleştirilecek. Beş adayın yarıştığı seçimde sonuçlar, oy verme işleminin tamamlanmasının ardından belli olacak.

BURSA 17 Ekim 2026 Cumartesi, 17:52

Yorumlar

Öne Çıkanlar

Diğer Haberler

Kadıköy'de ilk düdük çaldı

Kadıköy'de ilk düdük çaldı

Trendyol Süper Lig'in 8. haftasında Fenerbahçe,...
Dünyanın en çok kazanan şirketi belli oldu: Nvidia'yı geride bıraktı

Dünyanın en çok kazanan şirketi belli oldu: Nvidia'yı geride bıraktı

Güney Koreli teknoloji devi Samsung...
Restoranın yemek asansörü zemine düştü: Garson hayatını kaybetti

Restoranın yemek asansörü zemine düştü: Garson hayatını kaybetti

Samsun'un Atakum ilçesinde bir restoranda...
Bursa'da MHP'den BESOB'a ziyaret

Bursa'da MHP'den BESOB'a ziyaret

MHP Yenişehir İlçe Başkanı Samet Noyin, ilçe...
Ankara-Bakü hattında 'Başörtüsü' tartışmaları sürerken... Devlet Bahçeli'den Azerbaycan mesajı

Ankara-Bakü hattında 'Başörtüsü' tartışmaları sürerken... Devlet Bahçeli'den Azerbaycan mesajı

Azerbaycan'da başörtülü öğrencilerin okullara...
Koçarlı Belediye Başkanı kaza geçirdi: Makam aracı hurdaya döndü

Koçarlı Belediye Başkanı kaza geçirdi: Makam aracı hurdaya döndü

Aydın'ın Koçarlı Belediye Başkanı Özgür Arıcı,...