Bursa Barosu'ndan açıklama: "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz"
BURSA, 20 Ağustos 2026 Perşembe, 09:03Bursa Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle:
"Son günlerde kamuoyunda tarikat ve cemaat olarak bilinen yapılara yönelik gerçekleştirilen adli operasyonlar, yalnızca yürütülen soruşturmalar bakımından değil; laiklik, hukuk devleti, örgütlenme özgürlüğü ve kamusal alanın sınırları bakımından da değerlendirilmesi gereken önemli bir tartışmayı yeniden gündeme getirmiştir.
Öncelikle açıkça ifade etmek gerekir ki; herhangi bir kişi ya da topluluğun inancı, ibadeti veya dini tercihleri ceza soruşturmasının konusu olamaz. Din ve vicdan özgürlüğü demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez güvencelerindendir. Ancak din ve vicdan özgürlüğünün korunması ile dini referanslarla örgütlenen, kendi hiyerarşisini oluşturan, ekonomik ve sosyal güç biriktiren ve kamusal alanda etkinlik gösteren yapıların hukuk düzeni içerisinde denetlenmesi birbirinden tamamen farklı meselelerdir.
Tarikat ve cemaat yapılanmaları, salt kendilerini böyle tanımladıkları için sivil toplum örgütü olarak kabul edilemezler. Demokratik bir sivil toplum örgütü; hukuken tanımlanabilir, yöneticileri ve üyelik yapısı belirli, mali kaynakları denetlenebilir, karar alma süreçleri şeffaf ve faaliyetleri hukuk düzeninin denetimine açık bir yapılanmadır. Oysa kapalı hiyerarşiler içerisinde faaliyet gösteren; üyelik, gelir, malvarlığı ve karar mekanizmaları kamuoyu tarafından bilinmeyen; kişilerin bir lidere veya dini otoriteye mutlak bağlılığı üzerine kurulan yapıların, yalnızca vakıf, dernek, şirket veya başka bir tüzel kişilik üzerinden faaliyet göstermeleri onları kendiliğinden demokratik sivil toplum kuruluşlarına dönüştürmez.
O yüzden de Devlet; çocukların eğitimini, öğrencilerin barınmasını, sosyal yardımı, yoksullukla mücadeleyi ve yurttaşların temel ihtiyaçlarını denetimsiz bu tür tarikat yapılarına bırakamaz. Eğitim, yurt ve barınma hizmetleri üzerinden çocukların ve gençlerin kapalı yapılanmaların etkisine girmesine göz yumulamaz. Aynı zamanda kamu kaynaklarının hangi vakıf, dernek veya oluşuma aktarıldığı; bu yapıların gelirlerinin nereden geldiği ve nasıl kullanıldığı; kamu kurumları ve kamu görevlileriyle kurdukları ilişkiler de şeffaf olmak zorundadır.
Daha da önemlisi; hiçbir tarikat, cemaat veya dini yapılanmanın devlet kadroları üzerinde nüfuz oluşturmasına, kamu kurumlarında kadrolaşmasına, liyakatin yerine aidiyeti koymasına ve devlet içerisinde paralel bir sadakat ilişkisi yaratmasına izin verilemez. Türkiye bunun ağır sonuçlarını yakın tarihinde yaşamıştır. Bu nedenle mesele yalnızca bugün operasyon yapılan yapılar değildir. Hukuk kişilere ve yapılara göre uygulanamaz. Dün siyasal iktidarla yakın ilişki kurduğu için görmezden gelinen bir yapılanmanın bugün siyasi veya ekonomik bir anlaşmazlık nedeniyle suç örgütü olarak değerlendirilmesi de; iktidara yakın başka yapıların aynı denetimin dışında tutulması da hukuk devletiyle bağdaşmaz. Devletin görevi tarikatlar arasında tercih yapmak, birini diğerine karşı desteklemek veya siyasal yakınlığa göre bazı yapıların faaliyetlerine göz yummak değildir. Laik devlet bütün inançlara eşit mesafede durur; bütün örgütlü yapılar karşısında ise aynı hukuku uygular. Bu sebeple tüm benzer yapıların aynı denetim süzgecinden geçirilerek devlet kadroları üzerinde nüfuz oluşturmasına, kamu kurumlarında kadrolaşmasına müsaade edilmemelidir.
Anayasa'nın 2. maddesinde güvence altına alınan laiklik, yalnızca din ile devlet işlerinin ayrılması değildir. Laiklik aynı zamanda yurttaşın özgürlüğünün; devletin dini otoriteler karşısındaki bağımsızlığının ve hukuk düzeninin herhangi bir inanç sisteminin kurallarına tabi olmamasının da güvencesidir. Bu nedenle laiklik din karşıtlığı değil, inanç özgürlüğünün de teminatıdır.
Tüm bu sebeplerle Tarikat ve cemaatlerin devlet içerisinde örgütlenmesine, eğitim ve barınma alanlarının bu denetimsiz yapılara bırakılmasına, kamu kaynaklarının şeffaflıktan uzak biçimde bu yapılara aktarılmasına ve herhangi bir dini yapılanmanın ekonomik, siyasi veya bürokratik bir güç odağı haline gelmesine karşı olduğumuzu açıkça ifade ediyoruz. Aynı açıklıkla; soruşturmaların siyasi hesaplaşmanın aracı haline getirilmesine, suç ve cezaların şahsiliği, masumiyet karinesinin ihlal edilmesine ve hukuka aykırı kolluk uygulamalarına da karşı olduğumuzu tekrar ediyoruz.
Türkiye'nin ihtiyacı bir tarikatın yerine başka bir tarikatın güçlendirilmesi değil; hiçbir tarikatın devlete, eğitime ve kamusal yaşama hükmedemediği laik ve demokratik hukuk devletidir. Çünkü Cumhuriyet'te egemenlik hiçbir kişiye, zümreye, cemaate, tarikata ait değildir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Devletin temeli hukuktur. Cumhuriyet'in güvencesi ise laikliktir."
BURSA 20 Ağustos 2026 Perşembe, 09:03
Yorumlar
Öne Çıkanlar
Diğer Haberler
Benzine zam ya da indirim var mı?
Brent petrol fiyatlarındaki hareketlilik, döviz...
Bilecik'te orman yangını kontrol altına alındı
Bilecik'te başlayan orman yangını kısa sürede...
Bursa'da çocukların oynadığı sokağa drift atarak girdi!
Bursa'da iki çocuk sokakta oyun oynadığı sırada...
Ticaret Bakanlığı okul alışverişi öncesi kırtasiye sektöründeki denetimlerini artırdı
Ticaret Bakanlığı, yaklaşan 2026-2027 eğitim...
Birkaç köpekle başladı, Bursa'da bin 200 cana yuva oldu
Bursa'nın Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı'da...